Mülkiyeti Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) adına kayıtlı görünen kıyıdaki söz konusu alan, uzun yıllardır, kentlinin nefes aldığı, denizle buluştuğu nadir kamusal alanlardan biridir. Çocukların oynadığı, yurttaşların yürüyüş yaptığı, gölgesinde dinlendiği bu alan; ortak yaşamın, kent belleğinin ve toplumsal bağların önemli bir parçasıdır.
Her ne kadar planlarda “park” değil “günübirlik tesis alanı” olarak tanımlanmış olsa da, bu durum alanın kamusal niteliğini ortadan kaldırmaz. Aksine, bu tür alanlar doğası gereği halkın erişimine açık, kamusal faydayı önceleyen ve kıyıların ortak kullanım ilkesine uygun biçimde korunması gereken alanlardır. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, bu kamusal niteliğin göz ardı edilerek alanın satışa çıkarılmak istenmesidir.
Satışa konu edilen bu yer, yalnızca bir taşınmaz değildir. Yıllardır insanların sosyalleştiği, dinlendiği, anı biriktirdiği; Didim halkının gündelik yaşamının ayrılmaz bir parçası haline gelmiş bir kamusal mekândır. Bu alanın el değiştirmesi, yalnızca mülkiyetin devri anlamına gelmez; aynı zamanda halkın ortak kullanım hakkının elinden alınması anlamına gelir.
Tam da bu noktada, neoliberal kentleşme anlayışının yarattığı tahribatı açıkça görmek gerekir. Kenti bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp bir yatırım ve rant nesnesine indirgeyen bu yaklaşım, kamusal alanları “değer üretmeyen boşluklar” olarak görmekte; satış, özelleştirme ve yapılaşma yoluyla piyasaya açmayı meşrulaştırmaktadır. Oysa bu alanlar, toplumun ortak hafızasını, sosyal ilişkilerini ve yaşam kalitesini taşıyan en kıymetli kamusal zeminlerdir.
Bugün bu kıyı alanının satışını savunmak, yarın kıyılarda kamusal alan bulamamayı kabullenmek demektir. Sorulması gereken temel soru şudur: Kağıt üzerindeki plan kararlarından bağımsız olarak, halkın yıllardır sahiplendiği ve aktif biçimde kullandığı bir alanı elinden almak ne kadar doğrudur?Bu nedenle çağrımız nettir:
Satış kararından derhal vazgeçilmelidir. Alanın mevcut kullanım biçimi ve toplumsal








