NE DE ZORMUŞ KENDİN OLABİLMEK....
Reklam
DRY DMR

DRY DMR

NE DE ZORMUŞ KENDİN OLABİLMEK....

23 Aralık 2017 - 12:16

Öyle değil mi? ‘Yooo ben kendim gibiyim, nasıl düşünüyorsam öyle konuşuyor, nasıl yaşıyorsam öyle davranışlar sergiliyorum’ dediğinizi duyar gibiyim.Bu kelimeleri sarf etmeyenimiz yoktur. Oysa ne zaman bizden daha güzel, daha yakışıklı, daha iyi giyimli veya yaşam standartları daha iyi biri ile aynı mekanda uzun süre kalmak zorunda kalsak hiç fark etmeden yaşamadığımız şeyleri yaşamış, görmediğimiz yerleri görmüş oluyoruz. Ya internette görmüşüzdür ya da yakın çevremizden biri anlatırken şahit olmuşuzdur.

Ne yazık ki kendini seven ve olduğu gibi kabullenen bir toplum değiliz. Hep daha, hep daha ve daha daha... Ve ne acı ki, dahası ile bile bitmiyor içimizdeki amaçsız istek ve talepler. Oysa çoğu gereksiz ve bizi asla mutlu etmeyecek, olsa da olur, olmasa da olur şeyler. Ama biz insanoğlu hep isteriz… Neden istediğimizi bilmeden!

En çok da ilk kez karşılaştığımız kişilerin yanında ve o gün ya kıyafet, ya makyaj, ya da dengesiz ruh halimiz yüzünden olmadık tavır ve fikirler sergileriz. Çünkü kendimize güvenmiyor ve kendimizi sevmiyoruz. Bazen öyle cümleler kurarız ki; aslında asla kendi yaşam felsefemiz veya bakış penceremiz değildir. Sonra tabi eve gidince 'Ben neden şunu dedim', 'Ben neden öyle teklifte bulundum', 'Eyvahhh napcam şimdi' olaylarını söylemiyorum bile…

ELİMİZDEKİLERİN KIYMETİNİ BİLELİM

Bence artık şunu fark edebilmeliyiz. Son model olmayan telefonumuz, marka olmayan pantolon veya çantamız, eski mobilyaları ile her gün içinde kendimizi yaşayabildiğimiz o ev bizim ve biz ona sahibiz. Kimsenin bizden alma veya yadırgama lüksü yok. Biz buyuz ve bununla mutlu olmalıyız.

Elindeki şeylerin kıymetini bilmeyen ve sürekli mutsuz insanlar bir süre sonra antidepresan ilaç ve psikolog önerileri ile yaşamaya mahkûmdurlar. Çünkü içtiği çaydan tat almıyor, sabah uyandığı için şükretmeyi bilmiyor. Çabalamadan veya dua etmeden; 'Neden bende o yok', 'Neden ben onun gibi değilim', 'Ben de ondan istiyorum' gibi cümleler ile hayatı kendine çekilmez bir kaosa çeviriyor.

İnsanların yanında farklı, mutlu, huzurlu, çok bilgili ve her konuda fikri olan çok bilmiş edaları ile imrenilen insan profili çiziyor. Eve ise daha ilk dakikada kapıyı çarparak içeri giriyor, her eşya ile kavga ediyor, en yakın arkadaşını arayıp dedikodu faslına başlıyor. Bu ara en çok erkek arkadaşlarımın çevresinde görmeye başladığım bir durum olduğunu belirtmek istiyorum. İçindeki tüm kıskançlığı, öfkeyi ve çabalamadan kavuşmayı hayal ettiği şeyleri sıralıyor. Püf püf deyip bir soluklanmalı ve artık kendimiz olmalıyız.

KENDİMİZE GÜVENMEK GEREKİR

Hayat başkalarına imrenmeye ve özenmeye zaman ayıracak kadar uzun değil. Ve biz her güne her an bir sonraki dakikanın garantisi olmadan başlıyoruz ve bunu bile bile horca tüketmeye devam ediyoruz…

Şu an her ne yapıyorsak en iyisini yapmayı hedeflemeli ve kendimizi değiştirmeden arzu ve hayallerimizin peşinden yorulmadan koşmalı, elde edebildiklerimiz ile mutlu olmalı, edemediklerimiz için ise 'Hayırlısı' deyip olabilecek ve bizi mutlu edecek başka şeyler için savaşmalıyız.

Zaman kendimiz olma ve hayatın tadını olduğumuz gibi yaşayarak çıkarma zamanı. Unutmayalım ki; kimse bizden üstün veya daha değerli değil. Onlara o önemi veren de bizleriz ve bu intibayı yok ederek, kendimizi sevip mutlu olmakta tamamen sağ ve sol loblarımızı yöneterek beyin hâkimiyetimizi kaybetmemek de bizim elimizde.

Ne demiş sevgili Victor Hugo;

Kendi ışığına güvenen, başkasının parlamasından rahatsızlık duymaz…

 

Bu yazı 724 defa okunmuştur .