AVUÇLARIMDA HALA SICAKLIĞIN VAR
ERGÜR ALTAN

ERGÜR ALTAN

ERGÜR ALTAN

AVUÇLARIMDA HALA SICAKLIĞIN VAR

22 Şubat 2018 - 14:53

 

Sekiz yıl önceydi; amcam dedi, “Ömer, pamuğa gitme yaşın geldi.” Yaşım on dört ve ben bir kamyonun kasasında Diyarbakır`dan Çukurova`ya gittim. Sabah yediden akşam yediye kadar pamuk topladım tam dört ay. Topladığım şey pamuktu, ama ellerim yara bere içinde kalmıştı.

Nur`u Çukurova`da tanıdım. Amcası demiş, “Nur, pamuğa gitme yaşın geldi.” Onun da yaşı on dört ve o da bir kamyon kasasında varmış Mardin`den Çukurova`ya.

Benim babam kaçağa giderdi; kaçak tütün, sigara ve çay getirirdi sınırın öte yanından. Gitti, dönmedi. “Niye dönmedi?” diye soracaksınız; borcunu ödeyemedi diye vurmuşlar.

Nur`un babası dağlardaymış; karşıki dağlardan buralara dalgın dalgın bakanlardan. Bir gece yarısı haber almış Nur, “baban yiğitti, mertti” deyip görünmez olmuşlar. Ağlamış anasıyla ve altı kardeşiyle bir.

On dört yaşında, babasız iki çocuk; gurbet elde pamuk topluyor azar işiterek, itilip kakılarak ve dövülerek…

Bir amca vardı tarlada bizimle bir çalışan. Cevahir`di adı. Akşamları, herkes çadırına çekilince, tambur çalmaya başlardı kendi çadırının önünde. Kördü Cevahir Amca. İşçilere demiş, “bana iki çocuk bulun; biri kız, biri erkek.” İşçiler sormuş, “ne yapacaksın çocukları, söyle hele?” Demiş, “ tambur çalmayı ve şarkı söylemeyi öğreteceğim onlara.” Demişler, “olmaz, günahtır.” Demiş, “asıl günah, söyleyecek bir şarkımızın olmamasıdır.” Demişler, “tövbe de, çarpılırsın.” Nicesi çekip gitmiş de, benim amcamla, Nur`un amcası kalmışlar yanında; demişler, “bizim yeğenlerimiz yetimdir, gelsinler yanına da oyalansınlar seninle.”

Akşamdan akşama oyalanmaya gittik Cevahir Amca`nın yanına. Ben, Nur`u ilk kez Cevahir Amca`nın çadırının önünde gördüm. Amcalarımız getirir, amcalarımız götürürdü bizi.

Adımızı sordu, söyledik. “Kardeşsiniz siz” dedi Cevahir Amca. Baktık Nur`la birbirimizin yüzüne öylece. Cevahir Amca dedi ki,“el sıkışın.” “Ayıp” dedi amcam, “bizde olmaz kızla erkeğin el sıkışması; töremiz bunu gerektirir” diye daha açıklayıcı konuştu Nur`un amcası. “İki parça can bunlar” dedi Cevahir Amca; amcalarımız ne dese, “can” dedi de başka bir şey demedi. Amcalarımız dedi sonra, “nasıl olsa biz yanlarında olacağız bu yetimlerin; varsın el sıkışsınlar, zaten kardeş bunlar!”

Memleketlerimize dönene kadar, her akşam Cevahir Amca`nın yanındaydık. Akşamdan yatıya kadar kalırdık birkaç saat. Amcalarımız birbiriyle sohbet eder, Cevahir Amca da hem tambur çalar, hem şarkı söylerdi. Çok güzel çalar, çok içli söylerdi Cevahir Amca. Ben de, Nur da beceremedik tambur çalmayı. Dilediğimiz zaman tambura dokunmakta, oyuncakla oynar gibi tamburla oynamakta özgürdük.

Amcalarımızdan daha az dayak yiyorduk artık. Nur`u da çok fena dövermiş amcası. Cevahir Amca`nın yanına gitmeye başladıktan sonra, onun bize olan içtenliği, sohbeti, naifliği, bir parça da olsa olumlu bir etki bırakmıştı amcalarımızın üzerinde; bize daha iyi davranıyorlardı. Ben de, Nur da birbirimize “can” diyorduk…

Sekiz yıl oldu, bir daha sarı sıcağına gitmedik Çukurova`nın ve bir daha bir araya gelemedik Nur`la. Biz, bir keresinde, Ordu`ya fındık toplamaya giderken, aynı sene, Nur ve amcası da Giresun`a çay toplamaya gitmişler. Amcalarımız da görüşmediler birbirleriyle. Üç yıl önce öğrendim ki, ailecek İstanbul`un yolunu tutmuşlar ve İstanbul`da on dokuzunda evlendirilmiş Nur, kırk yedi yaşında bir adamla…

Yirmi iki yaşındayım ve dört kız kardeşime babalık yapıyorum. Annemle sık sık tartışıyoruz kardeşlerimle ilgili. O, körpecikken evlenmelerini istiyor; ben de diyorum ki, “yetişkin olduklarında ve sevecekleri adamla evlenecekler.” Marangozun yanında çalışıyorum ve geçimimiz öyle zor ki…

Altı nüfusuz ve elimden geleni yapıyorum; muhtaç değiliz hiç kimseye. Cevahir Amca`yı özlüyorum; Çukurova`dan memleketlerimize döneceğimiz gün, bir eliyle benim elimi, diğer eliyle Nur`un elini tuttu ve “Avuçlarımda Hâlâ Sıcaklığın Var” şarkısını söyledi bize. “Avucunuzu avucunuzun içine alın çocuklar” dedi. Amcalarımız ses etmedi. “Can`sınız, kardeşsiniz ve benim çocuklarımsınız” dedi. Avucumun içinde Nur`un avucu vardı. Vedalaştık birbirimizle, “hoşçakal can” diyerek…

Anlıyorum şimdilerde, Cevahir Amca Alevi`ydi. Biz Kürt`üz. Can olmayı öğrendim ondan en çok. Benim de yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var; bütün ırklar can`da birleşmeli…

Uzaklarda bir kardeşim var, adı Nur. Duyumsuyorum Nur`un kederini, yalnızlığını, garipliğini. Eminim ki, o da benim tutunamamışlığımı, hüznümü, yorgunluğumu duyumsuyor.

Avucunuzu avucumun içine alabilir, hepinizi kardeşim belleyebilirim. Ola ki, yollar ayrı düşerse Nur`la olduğu gibi, avucumda bir sıcaklık kalır sizden geriye, bir kardeş sıcaklığı…

Derim ki size, “avuçlarımda hâlâ sıcaklığın var”…

Bu yazı 715 defa okunmuştur .