KENE Mİ, SÜLÜK MÜ?..
Reklam
Yaşar Çelebi

Yaşar Çelebi

KENE Mİ, SÜLÜK MÜ?..

09 Şubat 2018 - 15:51

İkiside kan emer, emmeyede... amaçları aynı değil.

Bilindiği üzere sülük, insana, toprağa sağlık verirken, kene hastalık dağıtır... hatta öldürür.

(Kanamalı, Kırım Kongo hastalığı gibi)

Bu arada; Aman dikkat! Nisan ayı ile birlikte kene mevsimide başlar.

 

Geçtiğimiz hafta Arif arkadaş güzel bir yazı kaleme almış...

Almışda, ‘Sülük’e acıcık hakaret etmiş...

Sülük, sıhhat dağıtıcı meziyetinden dolayı ‘ihraç edilenler’ (döviz getirenler) sınıfında.

Kene ise parasitten başka bir şey değil...

Yoksa doğru... ikiside emiyor.

Arif kardeşim biraz mütevazı yazmış bence.

Seçimler yaklaştıkça birileri yine ‘GAZETE ÇIKARMA’ düşüncesinde olacaktır.

Sanki soğan, sarmısak ekecek. Veya domates fidesi dikecek.

Her seçim arifesinde aynı nakarat...

Ya ‘bazı’larına ne dersiniz... (‘Bazı’ olmayanları tenzih ediyorum.)

Her seçim döneminde (artık) ezberlediğimiz nakaratı,

‘gazete tarlasında’ki ekicilerle(!) beraber koro halinde söylerler.

 

DENEME CESARETİ...

Kıral sarayda önemli bir görev için tüm vezirlerini, çalışanlarını denemek istemiş.

Sarayın bütün güçlü ve akıllı adamları toplanmışlar.

Mükafat oldukça büyük.

Sultan onları bugüne kadar görüp-görecekleri en kocaman demir bir kapının önüne getirmiş ve; ‘’Siz, akıllı ve güçlü insanlar... benim bir sorunum var ve hanginizin bunu çözebileceğini görmek istiyorum.

Burada, kırallığımda ki en büyük ve en ağır kapıyı görüyorsunuz...

Hanginiz bu kapıyı açabilirsiniz?’’

Saray mensuplarından bazıları;

‘Bu ağır bir kapı olsa gerek, kesinlikle açamayız’ der gibi başlarını sallamışlar.

Diğerleri (çevresindekilere göre daha akıllı sayılanlar), kapıyı daha yakından incelemiş, fakat onlarda açamyacaklarını kabul etmişler.

Sarayın tüm ileri gelenleri sorunun ‘ÇÖZÜLEMEYECEK’ kadar zor olduğunda fikir birliğine varmışlar.

Sadece bir vezir kapının yanına gider onu şöyle bir gözden geçirir ve elleriyle yoklar... Açmak için bir-kaç yol dener ve sardından dev kapıya omuzu ile kuvvetlice yüklenir... Görünümü ile herkesin ’’kesinlikle açılmaz’’ dedikleri o ağır kapı, ufak-tefek vezirin azimli ve inançlı omuzlamasıyla açılıverir.

Meğer kapı zaten kilitli değilmiş.

Kapının açılması için; deneme isteği, yüreklilik ve cesaretten başka bir şey gerekmiyormuş.

 

Kral vezirine tüm halkı önünde; ‘’Sadece gördüğün ve işittiğine bağlı kalmayarak, kendi gücünü devreye soktuğun ve ‘denemeyi’ göze almak cesaretini gösterdiğin için sarayda ki en önemli görevi sen alacaksın... BENİM BAŞVEZİRİM OLACAKSIN.

Ve bu hepinize ibret ola!..’’ der.

...............

Şu anda elinizde tuttuğunuz gazete yayına başlarken(yaklaşık iki sene önce) kafamda bazı soru işaretleri vardı.

Gazeteye hayat vermeye çalışan aile (Etleç ailesi) dev demir kapının etrafında sadece dönüp; ’’I-ıh, bu kapı kesinlikle açılmaz’’ diyecek, Didim’i terk mi edeceklerdi... yoksa hastalık başta olmak üzere bazı imkansızlıkların üstesinden gelerek; Açmak için var güçleri ile kapıya mı yükleneceklerdi.

Onlar açılmaz gibi görünen kapıyı açmayı sadece denemediler...

Beraberce var güçleri ile (ve iki küçük elinde desteği ile) açmak için yüklendiler ve açtılar.

 

Ekmek parası için... o iki küçük elin kalem tutabilmesi için.

Bizede destek olmak düşer diye düşünüyorum.

 

Borcuna sadık, alını açık dolaşabilen, ‘vurdumduymaz’ ve ‘nankör’ olmayan herkese,

Saygılarımla

 

 

Bu yazı 1140 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum