Bazı gerçekler vardır; dile getirildiğinde rahatsızlık verir. Çünkü yıllardır alıştığımız,
konforlu ama eksik ezberleri bozar. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’in geçtiğimiz günlerde Filistin meselesine dair yaptığı o kısa ama derin diplomatik tespit de tam olarak böyle bir etki yarattı. Ne demişti Sayın Aliyev? "Açığı, Filistin bizi o kadar da savunmadı." Bu cümlenin ardından, Türkiye medyasının bir kısmında ve sosyal mecralarda ne yazık ki üzücü bir tabloyla karşılaştık. Sözler bağlamından koparıldı, sanki Azerbaycan Filistin davasına tamamen sırtını dönmüş gibi haksız ve ağır bir algı oluşturulmaya çalışıldı. Oysa bu yaklaşım, meseleyi derinlemesine anlamaktan ve hakkaniyetten çok uzak. Gelin, duygusal tepkileri bir an için kenara bırakıp, diplomatik ilişkilerin ve vefanın somut defterini açalım. Azerbaycan’ın Sessiz Desteği Bakü’nün merkezinde Filistin Devleti’nin bir büyükelçiliği bulunuyor. Bu misyonun ayakta kalması için gereken maddi destek, doğrudan Azerbaycan devleti tarafından sağlanıyor. Her yıl, reklamı yapılmadan, kameralar çağrılmadan Filistin’e milyonlarca dolarlık insani yardım; gıda ve tıbbi malzeme gönderiliyor. Filistinli gençler, Azerbaycan üniversitelerinde burslu olarak eğitim görüyor. Azerbaycan, üzerine düşeni "kardeşlik hukuku" gereği sessiz ve derinden yapmaya devam ediyor. Diplomasideki Kırgınlık: Karabağ Meselesi Mesenin can alıcı noktası ise terazinin diğer kefesinde. Azerbaycan halkının ciğeri yanarken, topraklarının yüzde yirmisi 30 yıl boyunca işgal altındayken, Filistin yönetiminden beklentiler ne yazık ki karşılanamadı. İşgalci Ermenistan’a karşı net bir kınama mesajı duyamadık. Aksine, Erivan ile kurulan sıcak diplomatik temaslar ve zaman zaman Filistin sokaklarında Ermenistan lehine yapılan gösterilere sessiz kalınması hafızalardaki yerini koruyor. Bir yanda zor zamanında yanında olan Azerbaycan, diğer yanda Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne kastedenlerle "dostane" ilişkiler geliştiren bir yönetim anlayışı... Sayın Aliyev’in dile getirdiği, işte bu diplomatik kırgınlığın, yaşanmış bir vefasızlığın en nazik ifadesiydi. Bilgi Kirliliği: Petrol İddiası Bu süreçte, üzülerek şahit olduğumuz bir diğer husus da bilgi eksikliğinden kaynaklanan "petrol satışı" iddiasıdır. Konuyu netleştirmekte fayda var: Azerbaycan petrolü, BaküTiflis-Ceyhan boru hattı üzerinden Türkiye’ye, Ceyhan terminaline ulaşır ve buradan dünya piyasalarına arz edilir. Bu noktadan sonra petrolün son alıcısının kim olacağına devletler değil, uluslararası ticaret şirketleri ve küresel piyasa dinamikleri karar verir. Bu, Azerbaycan devletinin doğrudan bir tercihi veya politikası değildir. Gerçekler bu kadar teknik ve açıkken, konuyu farklı zeminlere çekmek maalesef yapıcı bir tutum değildir. Sonuç: Mahzuni’nin Haklılığı Yaşanan bu tabloyu; bir yanda gösterilen vefayı, diğer yanda karşılaşılan tutumu ve buna rağmen gerçeği söyleyene yöneltilen haksız eleştirileri görünce, insanın aklına büyük ozan Aşık Mahzuni Şerif’in o derin mısraları geliyor: "Bilmem neden hırsızlığı Yapan değil, bilen zalim." Maalesef durum tam olarak bu. Vefasızlığı yaşayan değil, bunu usulünce dile getiren suçlanıyor. Dostluk ve kardeşlik, tek taraflı bir fedakarlık rejimi değildir. İlham Aliyev’in yaptığı, tarihi bir durum tespitiydi. Bu tespiti linç kültürüne kurban etmek yerine, üzerine düşünmek ve devletlerarası ilişkilerde tutarlılığın önemini kavramak hepimiz için daha sağlıklı olacaktır.
Şadman Şahbazlı





















