ERGÜR ALTAN

ERGÜR ALTAN

ERGÜR ALTAN
112233

BAŞKA BİR DÜNYA KURAN ÇOCUKLARIN HİKAYESİ

21 Aralık 2017 - 03:18

“Bekir, aynayı nereye koydun?” dedi İlyas. Gülümsedim. “Kaçtır bakıp duruyoruz aynaya, çirkin değiliz ki” dedim. “Olsun” dedi, “yine bakalım; annemizin, babamızın yerine de bakalım…”

Yeni taşındık bir barakaya; ben, İlyas, Cafer ve İsmail. Bütün eşyalarımız tam. Türkü barda müzisyenlik yapan bir abi, kırılmış sazını verdi. Amatör ligde voleybol oynayan bir abla, patlak bir voleybol topu verdi. Ha, en önemlisi, ihtiyar bir teyze, çiziklerle dolu bir cep aynası verdi. Şanslıyız, birçok evde olmayan güzellikler barakamızda var.

İlyas, en çok aynayı sevdi. “annem yaşasaydı, o da beni yakışıklı bulurdu” dedi. Otomobil tamircisinde çırak. Muşlu. Birçok üvey kardeşi var. Ama biz öz kardeşleriyiz onun.

Cafer`in favori eşyası patlak voleybol topu. Topu ayağında birkaç kez sektirince, etkili bir santrafor olduğunu düşünüyor. Berberin yanında çırak. Siirtli. Gerçek babası kim, bilmiyor. Biz öz ailesiyiz onun.

İsmail, fişi yanmış halde bize verilen gece lambasıyla konuşuyor. Işıkla konuşmak iyi geliyor ona; “bize bir ışık verildi, nasıl olsa fişini değiştireceğiz ilk fırsatta” diyor. Bakkalda çırak. Erzurumlu. Hikâyesini anlatmadı bize; yara bere içindeki vücudunu göstermişti bir keresinde. Çocuğumuz gibi o, oysa hepimizden büyük. Mesela, benden tam iki buçuk yaş büyük.

Ben Bekir. Kırık sazın tellerine dokunuyorum akşamları. Kendim sözler uydurup, türküler söylüyorum. Ailemde herkes dağıldı bir yere. Abimin yanına gelmiştim Ankara`ya. Beni bir boyacıya çırak verdi abim. Bir ay dolmadan,” ev içinde ev olmuyor, burası Diyarbakır değil” dedi. Dönmedim Diyarbakır`a; babam eve kuma getirmişti. Annem hiç ses etmedi, hep ben ses ettim. “Sana mı soracağım deyyus, defol git” dedi babam.

Dördümüzün yevmiyesini üst üste koyduğumuzda, ay sonunda bir asgari ücret etmiyor. Ne kazanıyorsak bölüşüyoruz. İsmail çok hastalanıyor. Kalp yetmezliği var. Ona daha iyi bakıyoruz; hastalandığında, çabucak iyileşsin diye güzel yemekler yediriyoruz. “Siz yemezseniz ben de yemem” diyor İsmail, hiç tınmıyoruz!

Erken büyüdük ben ve arkadaşlarım. Bir gün, bir parkta oturan bir çift, yanlarına çağırdı beni. Adam dedi ki bana, “sana ironik bir soru soracağım; bakalım ne cevap vereceksin?” “İronik ne demek?” diye sordum. Güldüler kahkahayla. “Söyle şimdi” dedi adam alaycı bir ses tonuyla, “bir kedinin kaç sorusu olabilir?” Kadın dedi ki, “ay tipe bak, dumur oldu; hemen fotoğrafını çekelim şunun!” Baktım yüzlerine öylece – fotoğrafım da çekildi hemen-, “sokak kedisinin sorusu olmaz hiç; ev kedisinin de cevabı” dedim. Yürüdüm gittim. Adamın sesini duydum ardımsıra; “o nasıl bir cevaptı öyle?” dedi. Kadın dedi ki, “dumur falan oldum yani; silelim çocuğun fotoğrafını aşkitom!”

Yakında bir cami var, imam dedi ki bize, “akşamları sohbetimiz oluyor camide; gelirseniz karnınızı da doyururuz”. “Gelmezsek?” dedim. “Siz bilirsiniz, biz ne yapıyorsak Allah rızası için yapıyoruz!” dedi. Gitmedik camiye…

Yeni taşındık bir barakaya; ben, İlyas, Cafer ve İsmail. İsmail hastalandı yine dün gece. Dedi ki, “kitap okuyun bana”. Bir tek kitabımız var, Orhan Veli`nin şiir kitabı. Sahaf bir amca vermişti bana, “ben hevesliyim okumaya” dediğimde. Başladım bir şiir okumaya, “cep delik, cepken delik” diye. “Onu okuma” dedi İsmail. “Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda… Onu oku” dedi. O da kısacık bir şiir; okudum ve hepimizin gözleri doldu. Dokunduk gözyaşlarımıza ellerimizle…

Ambalajında açtığımız bir giysimiz olmadı. Canımız pasta çektiğinde, fazladan bir ekmek alıyoruz ya da ucuzundan birkaç çikolata. Sevildiğimiz hiç olmadı zaten. Bencilliğinizle öyle iyi geçiniyorsunuz ki; biz birbirimize aile olduk…

Barakamızda, her gece birimiz baba oluyoruz ve yer yatağında yatan çocukların,– arkadaşlarımızın- saçlarını okşuyoruz usulca…

Sevgisizliğinize öyle sıkı sarılmışsınız ki bu dünyada; biz başka bir dünya kurduk…

Ergür Altan

YORUMLAR

  • 0 Yorum