Salih DEMİR

Salih DEMİR

SALİH DEMİR
999

ANLAYABİLENE !!!

25 Nisan 2021 - 20:10

Onurlu mu yaşanacağı, onursuz mu yaşanacağı insanın kendisinin belirleyeceği bir şeydir aslında.

 İnsanın kendisi karar verir buna. Daha doğrusu kişinin kendisinin bileceği bir şeydir bu.
Her ne kadar eğitimle, kitapla, basınla ve diğer çevre etkileriyle nasıl bir hayatın yaşanacağı biçimlenecek olsa de asıl mesele insandaki asaletle ilgilidir.

 Kimilerine göre bir hırka bir lokma yeterli, kimilerine göre de para pul sahibi olmak için her şey mubah…

 Yalan, dolan, soygun, komplo,çete kurma,dolandırıcılık, eline geçirdiği yönetim erkini kötüye kullanma…

Aklınıza ne gelirse.

Mesela kişi çok iyi eğitim almış olabilir; mimar, mühendis, doktor, öğretmen vs. Ama bütün bunlara rağmen bilgisini ve öğrendiklerini onu bunu kazıklamak için, iyi yalan söylemek ve iyi kıvırtmak için kullanabilir pekala...
Hatta pek çoğu  bu konuda cahil cühela denilen kesime taş çıkartır..Yaşadıklarımızdan bunu pekala gözleyebilirsiniz.

 Yalan makinesi olmuş profesörler, doktorlar, gazeteciler, efendisi için her türlü taklayı atan bakanlar, yargıçlar…
Yine say sayabilirsen..

Kişisel menfaatleri için giremeyecekleri kılıf yoktur böylelerinin...Ve de öyle de öylede pişkindirler ki. Kesin bir renkleri yoktur...Her renge, her boyaya  girerler.Bir yere gelmek, talandan, vurgundan pay almak için cayır cayır adam öldürürler, adam öldürtürler…

Değerleri kör olmuştur. Gırtlağına kadar kirlenmiştir böyleleri…Bunların hırtını çıkaranlar kötü adamdır, tehlikelidir, düşmandır…Vatan hainidir. 

Onursuz yaşamlarını ifşa edenler için her türlü karalama, her türlü kampanya her fırsatta devrededir. 

Şahsen Didim’de bu alçaklığa maruz kalanlardan biri de benim. 
Açık sözlü olmam, pisliğe bulaşmış olanları deşifre etmem, yağmacılara, dalaverecilere pirim vermememin sonuçları onların hışmına uğramamdır. Sakın yanlış da anlaşılmasın namertten medet umacak, insaf dilenecek değilim… Onlara pabuç bırakacak da değilim…Tabi ki benim çevrede sevilmediğimi, düşmanlarımın olduğunu söyleyecekler…Ne yapsın zavallılar…Ama şunu diyemezler: “Salih çaldı, Salih yalancı, Salih dolandırıcı, Salih işbirlikçi…” Öyle olsam onlar gibi olurum, sesleri de çıkmaz…

Didim de bu kişileri onlara acıyarak, içim yanarak, gülümseyerek öyle bir gözlüyorum ki…

Aklı fikri yönetim erkine yakın olanlarla yakın olmak, bu yakınlık çabası hiç olmasa bir parmak bal uğrunadır…

Samimiyetsizlerdir. 
İlk fırsatta şeytana pabucu ters giydirirler…Devrimci gözükmek gerekiyorsa gözükürler, Rabia işareti yapmak, dindar görünmek gerekiyorsa herkese şah çıkarırlar, hele ırkçı düşüncelerle şaha kalkanlar, kahpe olduğu halde erkek ya da kadın gözükmeye çalışanlar…Ne diyeyim sık sık tiksinmem, kusmam bu gözlemlerimin sonucudur.

Didim’de gözlediğim bu insancıkların en çok ilgimi çeken özellikleri de birinci olma peşinde oluşları…Aman Allahım! Bunun için feda etmeyeceği bir şey yok, bu işi ona sunacak olanlara sunamayacağı değeri yok… 

İltifatları saymıyorum bile. 

Birinci olamazlarsa, ikinciliğe, ikinci olamazlarsa üçüncülüğe, o da olmasa boy sırasına geçmeye hazırdırlar her makam ve mevkiye gelme işinde. Yeter ki pay alsınlar, yeter ki kemireceği ete ulaşsınlar… Feda edemeyecekleri bir şey yok bu uğurda.

Diyeceğim ülkede bu durumlar yaşandığı gibi, Didim’de de bir başka yaşanır. 

Didim’de merhaba dediğim, arkadaş dost dediğim, ya da temiz olduğuna inandığım yığınla insana önerim şu: Onlara benzemeyin. Onlardan uzak durun. Yanlışlıkla elini sıkmışsanız bayramlık gömleğinizi yırtıp elinizi silin.
Benim kimseye vaad edeceğim bir şey yok. Kimseyi işe koymak için bir söz veremem, yüreğimden başka bölecek servetim de yok…Çayım kahvem her daim hazır…Sözde sohbette bencil sayılmam.

Nazım Hikmet’in  Yaşamaya Dair adlı şu şiirini okuyorum dağlara  karşı…Güzel halkımın, arkadaşlarımın, dostlarımın yüreğine yankı  yapsın diye:

“Yaşamak şakaya gelmez, 
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın 
                       bir sincap gibi mesela, 
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, 
                       yani bütün işin gücün yaşamak olacak. 
Yaşamayı ciddiye alacaksın, 
yani o derecede, öylesine ki, 
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, 
yahut kocaman gözlüklerin, 
                        beyaz gömleğinle bir laboratuvarda 
                                    insanlar için ölebileceksin, 
                        hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, 
                        hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, 
                        hem de en güzel en gerçek şeyin 
                                      yaşamak olduğunu bildiğin halde. 
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, 
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, 
           hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, 
           ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, 
                                      yaşamak yanı ağır bastığından.” 

YORUMLAR

  • 0 Yorum