Barış, bayrağına sevdalı, toprak bütünlüğüne sadık, hukukuna bağlı yüreklerin eseridir
Terörün dili, dini, ırkı olmaz. Gözyaşı her dilde aynı akar, aynı şekilde yanar. Bir insanın acısını bazen yalnızca bir millet değil, tüm insanlık hissetmeli. Çünkü zulmün ve adaletsizliğin haritada yeri yoktur. Masumun gözyaşı, hangi anadan düşerse düşsün, yüreği aynı şekilde kavurur.
2012–2015 yılları arasında Türkiye, umutla bir barış süreci yürüttü. Kalbimizde tek bir dua vardı: “Acılar dinsin, kan durulsun.” Barışa inanmak istedim. Ama içimde hep bir burukluk, bir kaygı taşıdım. Çünkü bin yıldır aynı toprağın mayasında yoğrulan bir milletin içinde yeni kimlik tartışmaları başlatmak; birliği büyütmek değil, ayrışmayı körüklemekti. Keşke yanılmış olsaydım…
Ama hendeklere düşen evlatlarımız, hain pusularda şehit olan güvenlik güçlerimiz ve yakılan şehirler, yanıldığımı göstermedi. Aksine, kaygımın ne kadar yerli ve haklı olduğunu ortaya koydu. Meşru olmayan bayrakların dalgalandığı, sokakların çatışma alanına döndüğü o günler yalnızca “Kürt meselesi” değildi. Bu, kardeşliğimizi hedef alan ve ülke haritasını parçalamaya çalışan karanlık bir planın dışa vurumuydu.
Elbette devletimiz buna sessiz kalamazdı. Yol yapan eli hedef alan, vatandaşın huzuruna kasteden teröre karşı durmak; sadece devletin değil, bir milletin görevidir. Çünkü terör bazen kültürel hak kılığında, bazen inanç özgürlüğü bahanesiyle, bazen de devlete iftira atarak gelir. Ama maskesi ne olursa olsun, amacı hep aynıdır: Bu milleti bölmek, birliğini zayıflatmak.
Unutulmamalı ki bu vatan uğruna Laz’ı da, Kürt’ü de, Çerkes’i de canını vermiştir. Hainliğin etnik kökeni yoktur. Sadakat de ihanet de kimlikten değil, yürekten gelir. Bu ülkenin karakteri; ortak acılarla, ortak dualarla, ortak mücadelelerle yoğrulmuştur.
Bugün Türkçenin resmî dil oluşu sorgulanıyor. Oysa İngilizce, tüm dünyada ortak iletişim dili kabul edilirken kimse itiraz etmiyor. İngilizcenin yanında “benim dilim de ortak dil olsun” diyen bile yok. Ne garip ki, farklı milletlerin uzlaştığı bir dile ses çıkarılmazken; aynı sofrayı paylaşan kardeşin diline itiraz ediliyorsa, burada mesele dil değil, niyettir. Türkiye Cumhuriyeti’nin diliyle bir derdi olsaydı, bugün bu topraklarda hiç kimse kendi dilini konuşamazdı; hatta şimdiye çoktan unutmuş olurdu. Demek ki sorun, devlet değil; onu karalamaya çalışan karanlık odaklardır. Ve ne yazık ki bu odaklara inanan masumlar da vardır.
Barış, çok güzel bir kelime. Umut var içinde, huzur var. Ama bazen en çok da barışı istemeyenler dillendirir bu kelimeyi. Çünkü pusuların arkasında “barış” sözcüğü vardır. O yüzden artık biz, millet olarak ,sadece “barış” demiyoruz; samimi barış istiyoruz. Gerçek barış; silahların sustuğu,vicdanların konuştuğu, dürüstlüğün esas alındığı zeminde mümkündür.
Barış, bir çocuk mezarının üzerine inşa edilemez. Hiçbir ideoloji, bir annenin gözyaşını meşrulaştıramaz. Bu vatan için şehit düşmüş bir evladımızın da acılı ailelerin de telafisi yoktur. Barış gibi temiz bir kavram, terörle lekelenemez. Barışın özü sevgidir, insandır, huzurdur.
Bu millet, farklı kökenlerden gelse de aynı kaderde buluşmuştur. “Türk milleti” ifadesi kimseyi dışlamaz. Aksine ortak bir çatı, ortak bir ruhu anlatır. Kimseye “sen Türksün” denmez ama hep birlikte “biz Türk milletiyiz” denir. Türk milleti kavramı tam aksine; “sen yabancı değilsin, bu milletin ferdisin” demektir. Bu topraklarda aynı kalple atan herkes, bu milletin parçasıdır.
Bugün sadece birliğimize değil, inancımıza da saldırılıyor. İslamiyet yalnızca bir inanç değil; kültürümüzde, dilimizde, tarihimizde yer etmiş bir kimliktir. Dijital mecralarda sinsice yürütülen saldırılarla milletin bağları zayıflatılmak isteniyor. Çünkü bilirler ki bu toprakların mayasında dua, iman, şehadet vardır. Bu özü unuttururlarsa geriye kuru bir kalabalık kalır.
Devlet bizim için sadece bir yapı değil, bir sığınaktır. “Devlet baba”, “devlet ana”, “devletimiz” sözleri boşuna söylenmemiştir. Çünkü biz devleti kâğıtta değil, kalbimizde taşırız. O yüzden bu milletin devletiyle ilişkisi hukukla değil, vicdanla güçlüdür. Ve unutulmamalı: Türkiye Cumhuriyeti’ne “TC” diyerek yabancı gibi yaklaşan kimse, bu milletin kardeşi olamaz.
Vatan, hiçbir partinin tekelinde değildir. Her karışı kutsaldır. Barış, kurşunlarla değil, ortak vicdanla kurulur. Gerçek barış, adaletin diliyle, kardeşliğin kalbiyle mümkündür. Adaletin dili, büyük önem taşır. Adalet terazisi ne kadar doğruysa, barış da o denli gerçek ve kalıcıdır.
Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü, bu milletin özümsediği, benimsediği bir ilke; Cumhuriyet’in kuruluş mayasıdır. Ancak unutulmamalıdır ki, aziz topraklarımıza yönelen en ufak bir tehditte, milletin devletten önce siper olduğu, mücadeleye koştuğu şanlı bir miras da zamana meydan okuyan bir gerçektir.
Bu millet, Sevr’i ve Mondros’u yırtıp atmış bir millettir.Çünkü inanırsa kenetlenir, birleşirse destan yazar. Ay yıldızlı bayrağın altında omuz omuza durduğumuz sürece, bu milletin sırtı yere gelmez. Yeter ki birliğimizi bozmayalım, birlikte yürümekten vazgeçmeyelim.
Çünkü söz konusu vatansa, gerisi hakikaten teferruattır.
Halkla İlişkiler Ve Tanıtım Uzmanı
İletişimci,Yazar
Feryal Kır





















