Didim’de Siyaset Neden Hiç Durmuyor?
Hizmet, Algı ve Siyasi Ciddiyet Üzerine Bir Hatırlatma
Didim’de neredeyse gün geçmiyor ki siyaset biraz olsun durulsun.
Gündem sürekli fokur fokur. Yazmak isteyene malzeme çok.
Bazen “Bu kadar sık makale yazılır mı?” diye soruyorum kendime.
Ama sonra görüyorum ki gündem adeta “yaz beni” diye çağırıyor.
Son günlerde Hatice Gencay’ın AK Parti’ye geçeceğine dair ortaya atılan iddialar da bu çağrının bir parçası.
Bu tür söylentiler Türkiye siyasetinde genellikle iki şekilde karşımıza çıkar:
Ya gerçekten bir temas vardır ama olduğundan büyük servis edilir,
ya da ortada güçlü bir zemin yokken, kanaat oluşturmak ve siyasi güç algısı yaratmak amacıyla dolaşıma sokulur.
Burada önemli bir ayrıntı var.
Gerçek, net ve güçlü bir davet söz konusu olduğunda, Hatice Gencay örneğinde olduğu gibi, siyaset çoğu zaman bu kadar açık ve yazılı savunmalara ihtiyaç duymaz.
Süreç sessiz ilerler, sonuç konuşur.
Bu nedenle Didim özelinde tartışılan mesele, söylentinin kendisinden çok neden böyle bir algıya ihtiyaç duyulduğudur.
AK Parti’nin bugüne kadarki siyasi pratiği açıktır.
Parti, yerelde başarısı toplum nezdinde karşılık bulmuş, seçmenle güçlü bağ kurabilmiş ve icraatlarıyla öne çıkmış belediye başkanlarını kendi çatısı altına alır.
Bu tercih yalnızca siyasi değil, aynı zamanda sosyolojik bir tercihtir.
Bu nedenle kamuoyunda şu soru kendiliğinden oluşmaktadır:
Hatice Gencay hakkında böyle bir davet iddiası ortaya atıldığında, yerelde oluşmuş başarı algısı ve toplumsal memnuniyet bu iddiayı gerçekten destekliyor mu?
Didim’de bu sorunun yüksek sesle sorulmasının nedeni tam olarak budur.
Çünkü üretilecek elle tutulur projeler sınırlı olduğunda, siyaset ister istemez polemik üzerinden yürür.
Siyasette ayakta kalmanın iki yolu vardır:
Ya hizmet üretir, onu anlatır, açılıştan açılışa koşar ve bu yolla karşılık bulursunuz;
ya da polemik üretir, algı siyasetiyle gündemde kalmaya çalışırsınız.
Ne yazık ki Didim’de bugün hizmet denildiğinde akla gelenler sınırlıdır.
Park yapmak, mevcut parkları düzenlemek…
Oysa Didim gibi yıldızı her geçen gün parlayan, bir turizm beldesi olan bir kent için bu tablo büyük bir kayıptır.
Bir turizm kentinde turizme yönelik elle tutulur, dönüştürücü projeler üretilemediğinde;
sosyal alanlar, ulaşım, altyapı ve günlük yaşam aksadığında, bu eksiklik zaman zaman siyasi ciddiyet sorunları olarak da karşımıza çıkar.
Bazen bir belediye başkanına yakışmayacak bir özensizlikle,
insanların oturması için konulmuş bankların kürsüye çevrildiğine,
hatta ayaklarla basıldığına tanık oluruz.
Bu sadece bir görüntü meselesi değildir;
bu, yönetim anlayışının dışavurumudur.
Bazen de “güvenlik” gerekçesiyle, derdini anlatmak için bir mekâna gelen yurttaşın
adeta “canlı bomba muamelesi” görmesi,
kamu–halk ilişkisinde ciddi bir kopuşun işaretidir.
Hangisini anlatsak eksik kalıyor.
Çalışanlara uygulandığı iddia edilen mobbingi mi,
bir gazetecinin haber yapma hakkının kameralar önünde engellenmesini mi,
ardından Gazeteciler Günü’nde sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi basın özgürlüğünün savunulmasını mı?
Bazen insan “Nereden tutsam elimde kalıyor” demekten kendini alamıyor.
Ama biliyoruz ki bu tür eleştiriler karşısında genellikle yapılacak olan,
iki kişi toplayıp “Başkanımızın yanındayız” sloganları attırmak oluyor.
Zaten sorun da burada başlıyor.
Çünkü asıl mesele slogan değil; Didim’in hâlâ hak ettiği yerde olmamasıdır.
Buradan sormak gerekir:
Sayın Hatice Gencay, meclis üyelerinden ne istediniz?
Meclis üyelerinin güvenliğe takıldığı yönünde bilgiler geliyor.
Umarım bu bir şakadır; gerçekten şaka olmasını isterim.
Bu soruyu daha önce de sormuştum:
Bir belediye başkanına ulaşmanın, bir engelli parkuruna dönüşmesi normal midir?
Yerel yönetim dediğimiz şey, halkla arasına mesafe koyarak mı yürür?
CHP’nin kalesi olarak görülen Didim’de zaman zaman
“hırkamı koysam kazanırım” rahatlığını çağrıştıran bir siyaset tarzı hissedilmektedir.
Bu rahatlık, özensizliği de beraberinde getirir.
Yağmur yağdığında arabanıza ulaşamazsınız.
Çamurlaşmış, suyla dolmuş yollar bazen işe geç kalmanıza,
bazen okuldan çıkan çocuğunuza zamanında ulaşamamanıza neden olur.
Bu çağda yaşanan bu aksaklıklar,
“nasıl olsa kazanıyoruz” anlayışının gündelik hayata yansımasıdır.
Bugün Didim’de tartışılan mesele yalnızca bir isim ya da bir geçiş iddiası değildir.
Tartışılan şey; temsil duygusu, hizmet anlayışı ve siyasetin hangi araçlarla ayakta tutulduğudur.
Ve şunu da unutmamak gerekir:
Geldiği yeri unutan, gittiği yerde sönmeye mahkûmdur.
Siyasette kalıcılık;
polemikle değil,
algıyla değil,
hizmetle ve ciddiyetle mümkündür.
Sayın Hatice Gencay; bu yazı kişisel bir eleştiri değil, Didim’in bekleyen ihtiyaçlarına dair samimi bir hatırlatmadır; çünkü bu kent, algıyla değil hizmetle yönetilmeyi hak ediyor.
Halkla ilişkiler ve Tanıtım Uzmanı
İletişimci yazar
Feryal Kır




















