Bazı kelimeler vardır…
Yalnızca ses değil, ruh taşır.
Bir milletin yeminini, bir vatanın namusunu, bir tarihin sancısını ve şerefini omuzlarında taşır.
“Türk milleti” işte böyle bir ifadedir.
Ama ne yazık ki son yıllarda bazı çevrelerce bu kutlu ifade yerinden edilmeye, hafifletilmeye, unutturulmaya çalışılıyor.
Hamdi Ulukaya, Amerika’da verdiği bir röportajda şöyle dedi:
“Ben Kürt’üm ama Türkiyeliyim. Bu topraklarda yaşayan herkes Türkiyelidir.”
Bu söz, ilk bakışta barışçıl gibi dursa da, derininde bir kimlik erozyonunun habercisi gibiydi. Çünkü bu ifade; tarihi, milleti ve aidiyeti bir arada tutan “Türk” kavramını sessizce devreden çıkarıyordu.
Bugün ise aynı ismin, Fenerbahçe’nin Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’yla anılması konuşuluyor.
Bir spor alanının değil sadece; hafızamızın, aidiyetimizin, millî sembollerimizin de isim değiştirmeye zorlandığı bir dönemdeyiz.
Belki de mesele sadece bir isim hakkı değil, daha derin bir hatırlatmadır:
“Türk” kelimesini görünür yerlerden silebilir miyiz?
Ardından tarihçi İlber Ortaylı’nın cevabı gecikmedi:
“Bu memleketin adı Türkiye’dir, bu milletin adı da Türk milletidir. Bu çok nettir.”
İşte bu kadar sade, bu kadar net, bu kadar köklüydü cevap.
Bugün çeşitli medya ve akademik çevrelerde, ısrarla “Türkiye halkları”, “Türkiyeliler”, “Anadolu toplulukları” gibi kavramlar dillendiriliyor.
Dizi senaryolarından röportajlara, STK açıklamalarından ,ulaşabildikleri her yere , bu kavramlar sinsice yayılıyor.
Birileri ısrarla “Türk demeyelim” derken, aslında bize şunu söylüyorlar:
“Sen kimsin, unut.”
Oysa bu topraklar, unutmayanların vatanıdır.
Malazgirt’te Alparslan, İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet, Çanakkale’de Mustafa Kemal…
Hiçbiri “Türkiye halkları” için fethetmedi bu toprakları.
Hiçbiri “Türkiyeliler için” savaşmadı.
Onlar, Türk milleti için yaşadı, savaştı, öldü.
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethettikten sonra Ayasofya’ya girdiğinde, yaptığı ilk şey, minbere çıkarak hutbe okutmak ve kılıç hakkıyla orayı camiye çevirmekti. Ardından şu net ifadeyi kullandı:
“İstanbul, artık Türk yurdudur.”
İşte bu, kavramlarla değil, kararlılıkla tarihe kazınmış bir beyandır.
Sultan Alparslan’ın Malazgirt Zaferi sonrası komutanlarına yazdığı mektupta geçen şu ifade dikkat çekicidir:
“Allah’ın izniyle Rum diyarı, artık Türk’ündür. Bu fethin ardından bu toprakları vatan kılacağız.”
O dönemin Arap tarihçileri bile Anadolu’ya artık “Diyâr-ı Türk” demeye başlamıştır.
Ve Çanakkale cephesinde, subayların tuttuğu günlüklere geçen bir cümle vardır:
“Bu siper Türk’ündür. Ölürsek şehit, kalırsak gazi oluruz. Ama asla geri dönmeyiz.”
Mustafa Kemal Atatürk ise, Nutuk’ta bu konuda en net çerçeveyi çizmiştir:
“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.”
Buradaki “Türk milleti” ifadesi, etnik kökenin değil, bir vatan ve kader birliğinin tanımıdır.
Bugün ise bazı kelimeler özenle seçiliyor.
“Tüm etnik yapılar kucaklanıyor” diyerek, Türk kelimesi törpüleniyor.
Adına ‘çoğulculuk’ diyorlar, ama bu çoğulculuk nedense yalnızca Türk kimliğini hedef alıyor.
Hiçbir Alman “Alman halkları” demez.
Hiçbir Fransız “Fransalılar” demez.
Ama bizde neden “Türk milleti” yerine “Türkiye halkları” dememiz isteniyor?
Çünkü kavramlar üzerinden kimlik silinir.
Sessiz fetih, önce zihinle başlar.
Kelimeler değişir, aidiyet bulanır, geçmiş buğulanır.
Ve bir gün gelir, millet diye bir şey kalmaz; yalnızca kalabalık olur.
Ama bu millet kalabalık değil.
Bu millet; tarihi olan, adı olan, vicdanı olan bir millettir.
Adı Türk’tür.
Kimse onu “li” ekiyle yerinden edemez.
Kimse onu halklar toplamı gibi sunamaz.
Bugün Türk demekten çekinenlere soruyorum:
1071’de Anadolu’nun kapısı hangi millet adına açıldı?
1453’te fetih hangi milletin adını dünyaya duyurdu?
1915’te hangi millet “Çanakkale geçilmez” dedi?
1923’te hangi millet küllerinden yeniden doğdu?
Ve Lozan Antlaşması’nda, İsmet Paşa’nın karşısındaki Batılı temsilcilere açıkça dediği bir cümle vardır:
“Siz Sevr’i dayattığınızda burayı bölmek istediniz. Ama karşınızda Türk milletini buldunuz.”
Bu belge halen devlet arşivlerindedir.
Dünyanın dört bir yanından gelen heyetlere bu toprakların “Türk yurdu” olduğu hukuken ve diplomatik olarak Lozan’da kabul ettirilmiştir.
Adımızı kimliğimizden silmeye çalışanlar şunu bilsin:
Bu millet ne kavram oyunlarına, ne kimliksizleştirme projelerine boyun eğmez.
Çünkü biz yalnızca toprağın değil, adımızın da bekçisiyiz.
Ve bu ad, ne pazarlıkla değişir, ne etiketle susar.
Bu milletin adı Türk milletidir.
Bu ad, bir çınar gibi göğe uzanır.
Yaprak döker belki ama kimliğinden kopmaz, kökünden vazgeçmez.
Çünkü bu millet, adını tarihe yazarken, geleceğine de kazıdı.
Halkla ilişkiler ve Tanıtım Uzmanı
İletişimci yazar
Feryal Kır




















