Rafın Altı, Manşetin Üstü: Şimdi de Fatih Altaylı
Demet Şener’in Bodrum’daki fiyatlarla ilgili sözleri henüz toplumun zihninde yankılanırken, bir açıklama da Fatih Altaylı’dan geldi.
O da konuyu ele aldı. Ele aldı derken… Aslında biraz yukarıdan baktı, biraz da “Ben halktanım” dedi.
Ama kurduğu cümleler, bir milletin derdini anlamaktan çok, o derdi hafife almanın başka bir yoluydu.
Altaylı, Şener’i savunarak başladı söze:
“Bodrum pahalıysa pahalı, herkesin gitmesine gerek yok” dedi.
Kendi hayatından örnek verdi; “Ben de Bodrum’a gidiyorum, belediye plajında denize giriyorum. Tost yiyorum, hem de 40 liraya, 50 liraya…”
Sonra halkın tepkisini değerlendirdi:
“Biz alıngan bir milletiz, yellenmeden nem kapıyoruz.”
Ardından Didim’e övgüler sıralayıp, Demet Şener’in sözlerine kızanların “enayilik ettiğini” söyledi.
Hatta “Bazı insanlarda akıl kalmıyor” diyerek noktayı koydu.
Bu açıklamalar ilk bakışta sıradan görünebilir. Ama tümünü bir arada düşününce ortaya çıkan şey, bir dil meselesinden çok bir göz hizası meselesi.
Kimin nereden baktığı, kimi gerçekten gördüğü ya da kimden bilerek gözünü kaçırdığı…
Belki de sıradan, spontane bir söyleşi içine sıkıştırılmış bu sözler, geldiğimiz noktayı çok iyi özetleyen bir örneklem oluşturuyor.
Altaylı’nın sözlerinde halkı temsil eden değil, halkı “teskin eden” bir tavır var.
“Didim de güzel, mutlu olun.”
Ama mesele Didim’in güzelliği değil. O güzelliği bilen biliyor; sadece bilenler bildiği için de Didim hâlâ doğal güzelliğini koruyan cennet köşelerinden biri…
Mesele, bazı insanların tatil yapmayı bile lüks saydığı bir düzende, bu eşitsizliğe ses çıkaranların “enayi” ilan edilmesi. Bu kelime, empati eksikliği taşıyan, talihsizce kurulmuş bir cümleye eşlik ediyor.
Düşünsenize, biri size “Vay ne enayisin!” diyor; Fatih Altaylı diyor. Yazarken bile elim titredi ama sizin gibi topluma mal olmuş bir isim, böyle bir ifadeyi böylesine rahat kullanabiliyor…
Kimse herkesin Bodrum’a gitmesini istemiyor.
Ama herkesin hayal kurmasına hakkı olduğunu unutmamalıyız. Fransa örneği de Anadolu gerçekleriyle pek uyuşmuyor.
Bazen mesele bir tatil beldesinden çok, bir insanın kendine reva gördüğüyle gördüğü muameleyi kıyaslamasıdır.
Gazeteci değilim ama ifade özgürlüğümü kullanarak naçizane düşüncemi paylaşmak istedim; üstelik kimseyi incitmeden.
Ve sonra dönüp şunu sormak gerekiyor:
“Ben neden hep açıklanan taraftayım da, anlayan tarafta kimse yok?”
Altaylı belediye plajında tost yiyor olabilir.
Ama bu, halkın masasına oturduğu anlamına gelmiyor.
Çünkü sofraya oturmak başka; sofranın kıymetini bilmek, o sofrada oturanı hor görmemek, asıl budur halktan olmak.
Demek ki mesele 50 liralık tost değilmiş; mesele, o tostu kimin nerede, nasıl yediğini konuşurken halkı unutmamakmış.
Hem kim bilir, azıcık bulduğunuz o elli lira, belki de temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan bir ailenin ekmek için ayırdığı bir bedel, ana yemeğidir…
Tabii ki, pazar sonunu bekleyip çöpe atılanları almayanlar, toplumun oturttuğu koltuğu rahat bulup o pazara gitmeyenler, bu sesin derinliğini ve gerçekliğini asla anlayamazlar.
Keşke Sayın Altaylı’yı da bir gün, pazarın sonuna, raflarda unutulan simitlerin, çöpe gitmek üzere bekleyen günlük ekmeklerin yanına davet edebilsek; belki orada farklı bir gerçeklikle, farklı bir göz hizasıyla karşılaşabiliriz.
Halkla ilişkiler Ve Tanıtım Uzmanı ,
İletişimci Yazar
Feryal Kır





















