
Aşkın dünyanın en özel duygusu olduğunu kabul etmeyen yoktur. Bu özel duygu beyin kimyasını bozar ve insanı azgın akan bir ırmağın içine bırakıverir. Kimsenin böylesi bir çılgınlığa gönüllü girmek isteyebileceğini düşünmem ancak insanlar bunu yaşayabilmek için büyük bir arzu duyarlar. Bu duygu yoğunluğu ve ilişkinin dinamiği içinde insana yaşattığı keder, insanı büyütür.Adı aşk olan bir eylemin öznesi önemsizleşir bir zaman sonra. Biz aslında özneye değil eyleme aşığızdır, kimi sevdiğimizin önemi yoktur. Sevdiğimiz şey öznesi olan bir cümlede fiilin kendisi ve özüdür, yani duygunun kendisidir. ancak Sözünü etmek istediğim konu bu yazıda aşk değil; Aşk adında bir ürün satan bunu çok güzel pazarlayan ve pazarladığını bile belli etmeyen tüccarlar.
Dünya çok basit bir yer aslında. İnsanın ihtiyacı olan bazı enstrümanlar var. Bir de bunları yapıp satanlar. Yeni bir enstrüman ihtiyacımız yok aslında. Ama işler bu noktada karışıyor çünkü insan aslında kendini yenileyen de bir varlık. Her gün yediği yemeğe günü gelince değişik bir baharat katan insanlar yenilik peşinde koşmaktan bir an olsun vazgeçmiyorlar. o yüzden de yeni ürünler üretilip yeni ihtiyaçlara karşılık olarak sunuluyor. Ah bir de dahi insanlar var ki bize hiç ihtiyacımız olmayan şeyleri ihtiyacımız varmış gibi sunuyorlar. Mesela steve jobs onlardan biriydi.
Konumuza dönelim. Elimizde aşk diye insanın tadına bakmayı çok arzu ettiği yeni bir meyva var. Bu meyvanın insana ulaşması şart. Eğer insan bu tadı alırsa, dünyanın yükünü, sistemin çarkını ve insanlığın devamını sağlayacak. Elbette cin fikirli tüccarlarımızın böyle ulvi şeyleri düşünmesi gerekmiyor. Onlar ürünü satıp parayı kazanacak.
Aşk konusu biraz çetrefilli biraz karmaşık bir konu olduğu için tüccarlarımızın oturup düşünmesi gerekiyor. nasıl karmaşık olduğu konusuna değinmeden olmaz. Efendim, aşk benzersiz bir duygu olduğu için kimsenin aşkının kimseninkine benzememesi şarttır. Bu konu elzemdir. Çünkü çöllere düşen mecnun bir tanedir. Dağları delen ferhat bir tanedir. Başka mecnun yoktur. Leylanın arkadaşlarına bunu anlattığını düşünün. Aşkımdan çöllere düşmüş dediğini ve arkadaşlarına baktığını onların gözlerindeki kıskançlıkla nasıl gurur duyduğunu düşünün. Aşk birazda böyle bir duygudur. İnsan tek ve biricik bir varlıktır ve onunla övünmeyi sever.
Şu halde insana bunu bir şekilde pazarlamalı ve fakat onu dünyadaki altı milyar insandan daha farklı olduğuna inandırmalı. Ne kadar zor! Ancak bir yerlerden başlamalı işe. Öncelikli olarak elimizdeki imkanları kullanmalıyız. Nedir onlar? günümüzün nimetleri; elbette medya araçları.
Emine hayatın baharında bir genç kızımız olsun. Akşamları yemek yedikten sonra ailesiyle televizyonda dizi izlemeyi seviyor. Böyle bir akşamda dizinin esas oğlanı sevgilisine bir gül veriyor. İşte o noktada emine eski emine değil artık. Sevgilisinden gül bekleyen bir genç kıza dönüşüveriyor. Tek değişen emine mi peki? Hayır. binlerce insanın iş kolu bir anda değişti, dönüştü ve yeni bir yola evrildi. Mesela lale üreticileri artık lale üretiminden vazgeçip ellerindeki lale üretmeyi bilen insanları da işten çıkartıp yerlerine gül üretmeyi bilen insanlar istihdam etmeye başladılar. Gül üretim bölgelerinden gül sevkiyatı artacağı için o bölgelere yeni lojistik merkezleri kurulacak. Bölgenin insanları daha fazla para kazanacağı için bölge cazibe merkezi olacak.
Bütün bunlar Eminenin televizyonda sevgilisine gül veren çocuğu görmesiyle oldu. Emine gibi binlerce genç kız bir anda o zamana kadar hiç para kazanamayan gül satıcısı Rızanın hayatını değiştirdi. Modern dünyanın büyülü bir yer olduğunu size söylememişler miydi?
tüccarlar bir sıfır öne geçtiler. Gül artık bir ürün. Ancak arkadaşıyla aynı elbiseyi aynı gün giymekten nefret eden kadınların tüccarlara bir sürprizi var. Aynı gülü herkesin elinde gören sevgili emine artık gül görmek istemiyor.
Sizlerin de idrak ettiği gibi devir ne vereyim abime devri. Yani tüccarlarımız gülümsüyor ve diyor ki gül olmazsa papatya verelim. Üstelik elimizde bir de gül metaforu var o bizim cebimizde dursun. şimdi düşünelim ve ilişkimizi bir ağaca benzetelim. Ağacın dallarından biri koptu. Budandı. Artık daha evcil bir duygu var elimizde ve fabrika koşullarında üretimi çok daha kolay. Kırmızı bir ruj gibi kadınların vazgeçemeyeceği bir hissiyat bu. Yalnızca bu kadar mı ?tabi ki hayır, sırada akşam birlikte gidilen yerler, çıkılacak tatiller yıldönümleri özel günler var ve hepsi ufak tefek rötuşlarla şekle sokulup size sunuluyor.
Farklı olanı arayan insanları nasıl mı çekersiniz. Farklı olduğunuzu söylersiniz. Aşk endüstrisi hazır. Diğerlerinden bir farkı olmayan ama farklı, değişik bir aşk hayatınız var artık. Tüm varyasyonları denenmiş tüm hataları ve telafileri bilinen bir aşk hayatı. Kendi toplumsal sınıfınızı ve yerinizi bilin. Bu yoldan gidin ve başka yola sapmayın. Senin elde edebildiğin kazandığın paraya bu ürünleri üretebiliyorum. sana sadece gül üretebilirim çünkü o kadar paran var. Elmas alamazsın pırlanta alamazsın. Büyüyünce çok para kazanınca gel gene. Ne vereyim abime derim o zaman.
İşte bu çok tehlikeli. İnsanlar kendi toplum katmanlarına göre sunulan yaşamların ayırdına vardıklarında gözlerini yukarı kaldırdıklarında başka heyecanların olduğunu anladıklarında bomboş dünyaya düşüyorlar.
Emine bunu büyük ihtimalle kırklı yaşların başında anlayacak. Ya da hiç anlamadan ölüp gidecek. Herkesin bir kaderi olduğunu düşünüp ilk aldığı gülü düşünecek. Emine şanslı. Bu endüstriden ve aslında tek dertleri cebindeki parayı almak olan tüccarlardan haberi yok. Tüccarlar onun en güzel duygularını paraya çeviren bununla, övünen tuhaf bir dünyaya sahip insanlar.
Bu yolun sonu nereye varır diye düşünüyorsanız bir tornadan çıkmış ilişkiler insanları mutlu edemez. Sonuç olarak akşam evde tek başına televizyon dizisi izlemeyi mutsuz ve ruhsuz bir ilişkiye tercih eden,duygusal boşluğunu tatmin etmek için bir köpek sahiplenen, ihtiyacı olunca bir telefon uygulamasından tek gecelik partner bulan, ruhsal sağlığı gitgide bozulan bireylerin oluşturduğu yapayalnız bir toplum.





















