Okuduğum kitaplar hakkında yazmak hoşuma gitmez aslında. Bir kitaptan ne anladığım bana neler hissettirdiği ve neden etkilendiğim gibi konuları mahrem kabul ederim. Yaralarımı inançlarımı yada hislerimi paylaşmayı istemem ve bunlar benim iç dünyamı yansıttığı için saklarım. Fakat bir yazar olarak artık özel diye bir şeyim kalmadığını düşünüyorum. Bir sinema aktöründen yada tiyatro sanatçısından çok daha özel bir iş yapıyorum. Onlar sadece bedenleriyle hayat veriyorlar karakterlere ama benim yarattığım karakter tamamen iç dünyamın bir yansıması ve bu yüzden aslına bakılırsa tamamen çırılçıplak olmakla yazmak arasında hiç bir fark yok. Bu sebeple zaman zaman okuduklarımı paylaşmak ve bunlar hakkında yazmak bence bir lütufdan ziyade bir zorunluluk. İnsanları uyarmak gibi bir sorumluluğum olduğunu düşünmesemde dikkatlerini bir yöne çekmek yazan ve okuyan herkesin yapması gereken zaruri bir iş.
Okuduğum kitaplar tehlikeli değildir. Eskilerin sevdiği ve istediği gibi bir yazar olamam ben. toplumda gördüğüm aksaklıkları yazmak çok önemli bir konudur fakat bunu herkes yapabilir. Benim penceremde bir yazarın yapması gereken bu aksaklıkları yazmak değil sonunda neler olabileceğini anlamaktır. Toplumun nereye gidebileceğini anlamak ise çoklu bir disiplini gerektirir. Bu çoklu disiplinler arasında sosyoloji ekonomi askerlik yönetim gibi bir çok başlık vardır ve hepsini bir arada tutan ve tüm bunlardan bir sonuç çıkartabilecek aklı başında tahlil yapabilecek bir beyin gerekir. Çok nadiren bu şartları sağlayan insanlar görülür toplumlarda ve bilin bakalım o insanlara ne olur? Hapis edilirler ve çok zeki olanları ise idam edilir.
Kedi gezegenine çok sevdiğim yayınevinin kitapçısında rastladım. Kedilere karşı hep mesafeli davranırım çünkü korkutucu buluyorum kedileri, köpekler gibi değiller ve aslında hiç bir canlıya benzemiyorlar. Fakat kedileri korkutucu bulsamda onlarda beni etkileyen bir yan var. Dolayısıyla kapağında kedi resmi olan bir kitabı almam çok mantıklı bir davranış.(usta ile margarita nın kapağıda benzerdir.) Bir kitapla sizin aranızda duygusal bağın kurulduğu ilk yer kapaktır. İkinci ise kitabın ismi. Çok merak etmedim kitabın konusunu ama yazarın ismi ilgimi çekti. Uzakdoğunun yazarları merakımı cezbeder çünkü doğu ile batı arasında bir bölgede hem doğunun hem batının kültürüne yakınız ancak uzakdoğu uzak bir medeniyet. Kitap ne anlatabilir diye merak edip aldım ve eve geldim. Kitap satın almak benim için sıradan ama özel bir iş. Ruhumun ve kalbimin içinde aklımın en özel köşesinde taşırım aldığım kitabı o yüzden ilk elime alıp okumam bir ritüele benzer. Kahveler yapılır evin bir köşesi hazırlanır ve her şey tamamsa okurum kitabımı.
İlk başlangıç güzel ama çokta etkileyici değildi, bana sıradan göründü ama sayfalar ilerledikçe kitabın ne anlattığını anlamaya başladıkça kitap gözümde çok büyüdü. kitap aslında topluma yapılan bir ültimatom gibiydi ve gidişatı anlatıyor bu gidişatın toplumun tüm katmanlarındaki yansımalarını gösteriyor ve bunun sonuçlarını gözlerimize sokuyordu. Çok ama çok çarpıcı bir sonla bitiyor ve herkesi tam anlamıyla uyanmaya çağırıyordu. Bazen yazarlar da kıskanır. Ama onlar bir ayakkabıyı bir elbiseyi kıskanmaz, filanca yazarın yazdığı kitaptaki bir karakteri kıskanır mesela. Kitabı okuduktan sonra yoğun bir kıskançlık hissettiğimi anımsıyorum.
Sizlere kitabı anlatmak niyetinde değilim elbette. Ama günümüzde herbirimizin tek tek okuması gerekiyor kitabı diye düşünüyorum. En azından kendimize biraz uyarlayıp düşünmek için…




















