Hayatta her şeyin ilacının sevgi olduğunu iddia etmeyecek kadar çok şey yaşadığıma inanıyorum. Ancak evinizde bir ecza dolabı olsa ve siz hastalansanız o dolaba koymanız gereken ilaçlardan biri mutlaka sevgidir. Tabi ki başka ilaçlarda var ve hepsinin yeri ve dozu önemlidir. Bunlardan biri sabır bir diğeri huzurdur. Benim keşfettiğim ilaç ise bazılarınıza tuhaf gelebilir ama edebiyattır. Bakın kitap okumak değil kastım, edebiyat okumak.
Bizi biz yapan şeyler nedir? Psikolojinin buna verdiği yanıtlardan biri yaptıklarımız ve alışkanlıklarımız… alışkanlıklarımız bizim karakterimizi belirler çünkü beynimizdeki sinir ağları bu şekilde çalışarak yarattığı ağları onlara göre oluşturur.O halde alışkanlıklarımıza dikkat etmeliyiz veya kendimizi ilerde nasıl görmek istiyorsak o şekilde hazırlamalıyız. Peki bu bilinç seviyesine sahip kaç kişi yaşıyordur dünyamızda?
Sinemayı düşünelim… ekranda bir sürü fotoğraf var sürekli olarak akıyorlar. Beynimiz bunu akıp giden bir görüntü olarak algılıyor. Ama bir süre sonra beyin fotoğrafları birleştirmekten yorgun düşüyor ve artık algısı yavaş yavaş kapanıyor. Bir müddet sonra alınan zevk azalıyor ve sanki biraz da sıkıntı başlıyor. Ancak bu kitap okumaktan daha kolay ve daha canlı bir zevk veriyor insana. Fakat öyle mi?
Hepimiz üç boyutlu bir dünyada yaşıyoruz ve dünyayı o şekilde algılıyoruz. Yaşadıklarımız üç boyutlu hayallerimiz de üç boyutlu. Ancak bu üç boyutlu dünyayı tamamen boyutsuz bir şekilde gösteren, hatta göstermeden sadece ima ederek algılamamızı sağlayan bir araçtır edebiyat. Bazı kitaplar bize sıkıntı verir bazıları huzur verir bazıları da yeni bakış açıları kazandırır. Kitapların türü ve cinsinden bağımsız olarak bana hepsi mutluluk verir. Hiç bir şey ifade etmeyen işaretlerin arka arkaya gelişiyle oluşan anlamsız tuhaf kelimeler bir tür kumaş hissi veren bir maddenin üzerine yazılıyor ve siz bunlara bakıyorsunuz. Çok anlamsız bir şey yaptığınızı düşünürdü okumayı hiç bilmeyen ve hiç okumamış biri size baksaydı.
Oysa;
Beyniniz o sırada farklı şeyler algılıyor halbuki. Gözlerinizin önünde okuduklarınız canlanıyor bazen hiç bir şey canlanmasa bile içiniz kıpırdanıyor. Kalbinizde atan kan coşkuyla beyne giderken yeni bir sürü sinapslar beyninizi sarıyor. Bunlar sizi etkiliyor. kendinizi hikayeye kaptırmışken dünyayı unutuyor ve huzurlu bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Okuduğunuz kitapta bir mahallede insanlar uyanıyorsa sizde o mahallede açıyorsunuz gözlerinizi kaldırımlarına bakıyorsunuz. Çok güzel bir kız görüp başınızı öne eğiyor veya yakışıklı bir beyle göz göze geliyorsunuz. Kimse size bakmıyor kimsede ilgilenmiyor ama siz orada o köşede durup herkesi izliyorsunuz. Sonra dünyaya dönüyor ve kimbilir belki de evinizdeki bir problemle başa çıkmak için kazandığınız yeni bir öngörüyü kullanıyorsunuz.
Edebiyatı vurgulamamdaki amaç diğer türlerin dışında edebiyat iyi gelir. Sadece yarım saat okumak gün içindeki stres seviyeninizin azalmasını sağlıyor. Sanatın iyileştirici gücü burada yatıyor. Sanatın düz yazıdaki temsilcisi edebiyatta sizi felsefe gibi yormaz ama bir sürü duyguyu size ardı ardına yaşatır.
Hayatım boyunca hep iyi edebiyatın peşinden koştum. İyi edebi bir metin oluşturmak isteğindeki her genç gibi iyi edebiyat kitaplarını okuyup düşündüm. Ama hala okuduğum bir kitabı şaşkınlıkla elimde tutup vay canına bunu neden okumadım daha önce diyebiliyorum. Hala bazı yazarların niçin beni o kadar etkilediğini çözebilmiş değilim büyülü satırların arkasındaki matematiği araştırıyorum hala. Bana iyi gelen neydi? Neden böyle hissediyorum kitabı bitirince?
Siz olsanız hayata bu gözle bakıp ecza dolabınıza bu ilacı koymaz mıydınız?




















