Masamın çekmecesinde gönderilmeyi bekleyen mektuplar var. Kimi zaman yenilerini eklerim kimi zaman çıkarıp okurum onları. Bazısı geçmişten kendime yazılmıştır, bazısı kendimden dünyaya yazılmıştır ve çoğu da sevdiğim insanlara yazılmıştır. Bu insanlar arasında sevdiğim bir filmin artisti, sevdiğim bir şiirin şairi veya çok satan bir romanın kahramanı vardır. Ben ne zaman yazsam onlara bir fikirlerini değiştirip, yeni bir kimliğe bürünürler, bir tür dokunuşla onları bir hal yola sokarım. Biliyorum zor bir şey yaptığım ama ben bu işe yararım işte.
Mektup yazmak kolay bir iş değildir çünkü sırtınızdan atmanız gereken bir çok yük vardır öncesinde. Doğallığı yakalamak zordur ama bunları düşündükçe daha da yapay bir hale bürünürler mektuplar. O yüzden her zaman elinizde kalem gezmeniz çok sevdiğiniz şeyleri bir yerlere not almanız ve mektup yazarken onları ortaya dökmeniz gerekir. Bunların yanında gelecekte birilerinin bu mektupları okuyacağını da bilmelisiniz yani yazdıklarınız iki insan arasında kalmayacak büyük ihtimalle.
Örneğin geçenlerde bir büyük kişiliğe bir mektup yazdım, çok önemli bir yazar. Çok önemli bir yazar olduğunu bilip bilmediğini sordum ona, öyle ya bunu bilmesi gerekiyor. Eminim beni hiç anlamamıştır. Anlaşılmak değil sorun; içinden geçenleri kağıda dökebilmektir. Bir önemli kişiliğin yazdığı mektuplar çıkıverir bazen bir sandıktan. Dedeniz veya babanızdır bu kişi, o zaman elleriniz titreyerek tutarsınız o kağıt tomarını. Sanki o merhum size yeni bir şey söyleyecekmiş sanki sizinle gelip konuşacakmış gibi bir duygu kaplar içinizi. Bazen gözleriniz doluverir.
Masamdaki mektup tomarı benimde gözlerimi dolduruyor çoğu zaman. Bir dostuma yazdığım ama bir türlü gönderemediğim bir mektupla karşılaşıyorum bazen, o dostumun öldüğü aklıma geliyor sonra. Utanç ve yoksunluk kaplıyor her yerimi. Çünkü bir mektubun mektup olabilmesi için bence en önemli şart üzerinde bir pul olmasıdır. Yani gönderilmiş olmalı okunmuş olmalı mektup amacına ulaşmalıdır. İnsanlar için haberleşme önemlidir yazılıp gönderilmemiş mektuplar mektup değildir.
Bu benim için büyük bir sorun elbette. Mektuplarım aslında mektup değiller, beni anlatan içimi döktüğüm birer deneme sadece. Oysa küçük bir çocuk iken ne çok isterdim bir mektup arkadaşımın olmasını. Onunla uzun uzun dertleşmek ve ondan gelecek mektubu beklemek en büyük hayalimdi. Belki de bu yüzden artık önemsiz sayılabilecek bir çok ünlünün yazdığı mektuplar benim için define haritaları kadar gizemli. Mektuplar kendi kendilerini yazıyorlar sanki, kendi öykülerini kendi esrarlı karakterlerini yaratıyorlar benim için ve ben her seferinde yeni bir kişiliğin hayatındaki yan karakterleri de inceleme fırsatına erişiyorum.
Masamda tuttuğum gönderilmemiş mektuplarıma dönersek elbette o roman kahramanları ilgilenmeyecek benim gibi birisinin mektubuyla. Yani siz Raskolnikov olsanız dönüp bakar mısınız? Ama genede yıllar sonra kendisine gönderilen bir hayran mektubu bir insanı mutlu ederdi diye düşünüyorum.




















