Fotoğraf kelimesinin anlamı çok hoşuma gidiyor. Işıkla resim çizmek demek. Resimden farklı olarak elimizde sadece ışık var ve o ışığın öyküsünü veriyorsunuz insanlara. Ne anlatmak istiyorsanız nasıl anlatmak istiyorsanız öylece anlatıyorsunuz bir kaç saniyenin içinde. Herşeyi anlamanız ve anlatmanız için elinizde bir iki saniye var. Sahne nerede başlayacak nerede bitecek? Kim olacak karakterleriniz ve neyi göstereceksiniz? Ustalık isteyen bir sanat fotoğraf ve bu ustalık kurşun gibi ağır bir duyguyu size hissettirebilirken bazen içinizde ilkbahar çicekleri açtırıyor.
İlk keşfedildiğinde insanlara anlamsız gelmiş olmalı. zira ilk çekilen resim upuzun bir sürede çekiliyor ve sadece karaltılar var. Ancak zamanla fotoğrafın önemi anlaşılıyor ve herkes için vazgeçilmez bir şekle bürünüyor. İnsanlar en güzel kıyafetlerini giyip aile fotoğrafları çektiriyorlar stüdyoda. Bunun anlamını telefonunda selfie çeken yeni nesil anlayamaz elbette zira herkesin telefonunda fotoğraf makinası var artık. Zamanla ışıkla çalışmayı öğrenen insanlar perde hızlarını arttırmaya objektifi geliştirmeye başlıyorlar. Bugün dünyada en çok geliştirilen, en çok patent alınan cihazların başında fotoğraf makinaları geliyor. Elbette pahalı cihazlar fotoğraf makinaları fakat gözün yakaladığı renkleri yakalayan bir cihaz fikri herkesin başını döndürüyor.
Ama iyi fotoğraf demek iyi cihazla renkleri canlı olan bir fotoğraf değildir. Bunu anlamak için eski ustaların fotoğraflarını incelemeniz gerekiyor. Ara Güler bir röportajında benim fotoğraf makinam eski bir çok ünlü fotoğrafımı onunla çektim diyor. Yani iyi bir fotoğraf için iyi bir makina değil iyi bir göz gerekiyor. Akıllı bir insan makinaya değil kendine yatırım yapar.
İnsanı anlatmak için elbette insanı iyi tanımak insanı iyi tanımak içinse çokca gözlem yapmak gerekiyor. Herşeyden önce doğadaki ilgimizi çeken şeylerin en başında insan gelir çünkü. İnsanların yaşadığı bir ev düşünün. Evi çekecekseniz eğer insanlara ilginç gelen bir şey yakalamak istersiniz. Karşıdan çekilmiş taşlara kimse bakmak istemez. Fakat o evin yanında bir ağaç ve ağacın dallarında salıncak varsa sizin hikayeniz artık içinde insan olan bir eve dönüşüyor. Bu ilgi çekicidir.
Öyküsü olan fotoğraflar herkesin içini ısıtır ama bu tür fotoğraflar için eğitilmiş bir gözden fazlası gerekiyor. Böyle bir fotoğrafı çekebilmek bir miktar yaşanmışlığı da gerektirir. Bir simit satıcısının yaşadığı zorluğu çekmek için onun en yorgun olduğu ama yüzünde bir mutluluk oluştuğu bir anı yakalayabilmek; hızlı bir göz, hızlı bir el ama bolca da yaşanmışlıkla ilgilidir.
Bir fotoğraf sergisini gezdiğinizde göreceğiniz renkli fotoğraflardan ziyade renksiz siyah beyaz fotoğraflardır. Siyah beyaz fotoğrafların renkli cıvıl cıvıl çekilen fotoğraflardan çok daha ilgi çektiğine tanık olursunuz. Mükemmel bir fikir arar gözleriniz ve bu fikre eşlik eden siyah beyaz bir fon. Bir vuruculuğu içten gelen bir yakıcılığı vardır bu fotoğrafların. Kimse anlamasa da herkes bu iki rengin yarattığı gizemin peşinden gider. İnsan doğayı hep renkli mi algıladı bilemiyorum. Binlerce yıl önce atalarımız acaba iki renkli bir dünyada mı yaşadılar? Bu gizemi çözebilmeyi dilerdim çünkü her yıl milyarlarca dolar daha renkli fotoğraflar çekebilelim diye akıtılıyor fakat hepimizi etkileyen esas fotoğraflar siyah beyaz.
Öyküler hikayeler anlatan resimler fotoğraflar ve geleceğe bizden kalan miras… bir fotoğraf sanatçısı olsaydım (öğrenciyim her zaman olduğu gibi) resmin en güzel olduğu noktadan dünyaya bakar ve o anı ölümsüzleştirirdim. Herkes için en güzel an mutlulukla gülümsediği andır.





















