Cem yılmazın bir oyununda vardı bu replik. Cem yılmaz Hindistana gidiyor mutluluğu bulmak için, guruya soru soruyorlar mutluluk nerede? Guru mutluluk içimizde diye yanıtlıyor bu soruyu. Ne kadar klasik değil mi? Mutluluk gerçekten içimizde mi peki? Elbette değil.
Mutluluk dediğimiz şey psikiyatri doktorlarının tabiriyle hayattan memnuniyet bir çok faktöre bağlıdır. Çünkü hayatımız aslında çok boyutludur ve bir anlık değildir. Birisine mutlu musun diye sorsanız on sene öncesini değil o anı anlatır. Yani bir süreç içinde gelişir ve sürekli değişim gösterir. Doğal olarak mutluluğun bir tarifini yapmak hem kişiden kişiye hem de zamana göre değişim gösterir. Misal savaş zamanında mutluluk hayatta kalmaktır. Ama bir tatile gitseniz mutluluk akşam deniz kenarında yemek yemektir.
Mutluluğun genel bir tarifi şöyle olabilir. İnsanın yaşamdan duyduğu memnuniyetin ona yetmesi. Kimse bu tarife karşı çıkamaz sanırım. Peki yaşamdan duyduğumuz memnuniyet nedir? Bizi neler memnun eder? Ne olursa ben kendimi memnun olmuş hissederim? Mesela geçenlerde ünlü bir ailenin bir ferdi istediği gibi bir hayat yaşayamadığından yakınıyordu? Ama sokakta kağıt toplayan bir çocuk sepetini doldursa mutlu olur.
Bazılarımıza hayat yetmez, para yetmez, sevgili yetmez… bu insanlar kendilerini sürekli bir duvara çarparlar. Daha çok kazanmak için daha ağır bir işe geçerler. İşleri onları tatmin etmez daha başka türlü bir kariyer yapmak için meslek değiştirirler. Sevgi asla yeterli değildir iki üç sevgilileri olsa bile başka türlü bir aşk isterler. Asla mutlu olamazlar. psikologlar bu insanlar için çocukken sevilmemişler derler.
İnsanlar belli periyotlarla hayatlarını incelerler. Neredeyim? kaç yaşındayım? şu an ne durumdayım? bu gibi sorulara tatmin edici yanıtlar alan bazıları her şey yolunda sinyali alırlar ve rahatlarlar. Ancak ya yanıtlar çok kötüyse veya da tatmin etmiyorsa? Burada şu düşünce devreye girecektir: İyi ama yanıtları değerlendiren kim ve neye göre değerlendiriliyor? Toplumun dayattığı gibi bir yaşam bana yeterli gelmek zorunda mı? Ben sevmediğim biriyle evlenmeli miyim. Sevmediğim bir işe gitmek zorunda mıyım? Bunlar beni mutlu etmiyor ama genel görünüşte her şey yolunda gibi… o halde gönül rahatlığıyla mutluyum diyebilir miyim?
Gördüğünüz gibi mutluluğun genel hayatımıza bakarak bir şeyleri bir karne gibi notlarla oluşturacağımız bir çizelgesi yok. O halde bizi ayakta tutan modern dünyanın varsayılan hiçbir kavramı mutluluğumuza katkı sunmuyor. Ancak sizi ülkenin rakımı çok yüksek bir dağında koyunlarını otlatmaya çalışan bir çobanın dünyasına götürsem ne dersiniz? Sabahın köründe hayvanlarını dağa çıkaran çobanın çantasında bir parça peynir ve ekmekten başka bir şey yoktur. Ama o köpeğiyle dünyanın yüzüne bir gülümser ki herkes utanır kendinden. Mutluluk içimiz de mi gerçekten? Bu soruya zaman zaman döneceğim.




















