Hemen hemen hepimiz hayatımızın belli dönemlerinde bize çok ağır gelen yükleri taşımak zorunda kalırız. Bu yükün ağırlığı bazen o kadar dayanılmaz olur ki ellerimizi açar ve isyan etmemek için kendimizle çarpışırız. Zaman zaman isyan eder hayata kahredip şişelerin arkasında saf tutarız. Ancak dertlerimiz bir zaman sonra gelip geçer. Hayat bazen oynadığı oyunlara yenilerini de ekler ancak onlarda gelip geçer. Sadece tortusu kalır yaşananların bir de akşam sohbetlerinde yüzümüzü gülümseten anıları…
Oysa bazen herşey yolundayken işiniz size zevk veriyor ve sevdiğiniz biri varken, hatta yeni maceralara atılmayı düşünürken, elde ettiklerinizle gurur duyarken yarına umutla bakarken… birden gece uykunuzu alamadığınızı fark edersiniz. bir kaç hafta sonra başınızda bir ağırlık varmış gibi omuzlarınız çökmeye başlar ve hayatınızı eskisi gibi yaşayamamaya zevk alamamaya başlarsınız. Tüm bunların yanında içinizde bir sıkıntı baş gösterir ve bazen o kadar yoğunlaşır ki bu sıkıntı dışarıda lapa lapa kar yağarken bile kendinizi dışarda ellerinizi ısıtmaya çalışırken ve yürürken bulursunuz. Sizin bu durumunuz birilerinin dikkatini çekmeye başladığında yolu yarılamış olursunuz. Sonrası ise öncelikle bir tatile çıkma arkasından bir aklı başında tanıdıkla sohbet belki bir iş değişikliği… son durak olan bir doktor muayenehanesine varana kadar uzun bir yoldur bu. Ama malesef herşey yeni başladı. O koltuğa oturduğunuz anda önünüzde çok daha uzun ve zorlu bir yol olduğunu bilmelisiniz.
Her şey depresyonla başlamaz her zaman. Kimi zaman sizdeki değişiklik daha gürültülü tablolar oluşturur. öyle ki fark edilmesi imkansız türlü değişiikliklere yol açar etrafınızda. ama sonuçlar her zaman farklı olsada varacağınız yer eğer ölmemeyi başarırsanız elbette, bir doktorun karşısındaki bir koltuk olacaktır.
O koltukta bir bomba var. koltuğun hemen altında duruyor ve siz oturduğunuz anda hayatınızı mahvedecek şekilde patlayacak. Bu patlama sizin ve sevdiklerinizin hayatlarını sonsuza kadar değiştirecek şiddette olacak. Çok dikkatli oturmanız gerekiyor oraya öyle ki bildiğiniz tüm duaları edin ve çok serinkanlı olun. Kimseye bahsetmediğiniz en derin günahlarınız sizinle orda konuşulacak ve siz şaşkın bir şekilde bakınırken beyninizin büyük bir kısmı orada kalacak. Korktunuz mu? Korkmalı hatta mümkünse kaçmalısınız ama kaçamayacaksınız. Artık herşey bitti. Bunlar sizin suçunuz değildi ama hangi hastalık insanın suçudur ki? Neyse ki tıp var artık ve herşey kontrol altında… yoksa değil mi?
Ülkemizde ve dünyada antidepresan kullanımı son on senede bir kaç kat artmış durumda. Antidepresan sizi depresyondan çıkartabilecek en etkili silahtır. Bilinçli kullanıldığında mucizevi bir etki gösterir ve gribal bir enfeksiyon gibi yataktan kalmanıza izin vermeyen depresyonun etkisini bir ay içinde ortadan kaldırır. Genel kullanımı altı ay ile sınırlıdır. Bu süre içinde hastaya psikoterapide önerilir. Sonuç olarak hasta kendini iyi hisseder. Ama iyi hissetmek problemi çözebilir mi? Hastanın kendi kendisini iyileştirmesi de gereklidir. Görüldüğü gibi antidepresanlar problemin çok küçük bir kısmını düzeltiyor. Peki sadece depresyon hastalarının tedavisinde mi kullanılıyor? Elbette hayır.
Depresyondan panik atağa kadar geniş bir kullanım alanı vardır bu ilaçların. Aslında antidepresanlara, sadece bir miktar mutluluk hormonu dense de, bunun gerisinde yatan geniş bir sanayi ve eczacılık teknolojisi yatıyor. Yani bu kadar kutu ilaç sadece depresyonu gidermek için üretilmiyor.
Depresyon panik atak veya anksiyete krizlerinde kullanılan çok çeşitli başka ilaçlar da var. Bunlar siz bir hekime danıştığınızda mutlak surette size yazılacak. Ancak bir ikinci yol daha var. Nasıl mı?
Elbette sevgili gurularımız sayesinde!
Gurular; psikolojiden anlayan (veya anlamayan) genellikle bir disiplin üzerinde çalışmış insanlardır. Ne yapıyorlar bu insanlar? Konferans veriyorlar. Sizi depresyona girmemeniz için bir nevi telkin bombardımanına sokuyorlar. Elbette hepsi konferans vermiyor; bazıları da kitap yazıyor…
Hepimizin aklında bir soru beliriyor. İşe yarıyor mu bu?
Bazen siz bir şeye çok inanmak istediğinizde birilerinin konuşmaları sizi mutlu eder. Sizde sorunlarınızın çözüldüğünü düşünürsünüz. Hatta dersiniz ki çok iyi geldi bu konuşma arada yapalım bunu ya…. İşte guruların konuşmaları yazıları sizde bu etkiyi bırakıyor. Sonra?
Gurular verdikleri konferanslardan yazdıkları kitaplardan epey para kazanırken bir kaç sizi iyi hissettirecek konuşma yapıyorlar. Ama bir kaç gün sonra kendinizi öncekinden daha kötü bir halde yatakta buluyorsunuz.
İşte bu para-psikoloji. Bir zaman sonra başka bir kitap başka bir konferans. Doktora gitmenizi geciktiriyor… doktorun karşısına çıktığınızda çok daha kötü bir tablo var.
Psikoloji belki de en zor tıp dalıdır. Hiç bir hastalığın çözümü tedavisi yoktur. Semptomlar geçtikten bir süre sonra yeniden nüks eder bu da herşeye yeni baştan başlanması anlamına gelir. Beyinde olan biten hiçbir şeye henüz tam anlamıyla vakıf değiliz ve dünyanın en karmaşık aletiyle çalışırken hiç birimiz kendimizden emin olamayız.
Sizlere tavsiyem bir problem olduğunda para-psikolojiye para vermeden bir an önce doktora gitmenizdir. Koltuk tehlikelidir. Ama dışarda canavarlar var ve tek alacakları paranız değil belki canınızdır da.




















