Hepimiz bir şeyler ararız dünyada. Kimimiz bir ev ararız içinde yaşayıp mutlu olacağımız, çocuklarımızı büyütüp güzel günler yaşayacağımız. Bazılarımız bir iş arar, hayatını devam ettireceği, emeğini verip bir miktar karşılık bulacağı. Dünyamızı anlamlandıracak bir mutluluk ve mutluluğu birlikte yaşayabileceğimiz bir sevgili ararız hep. Yaşımız ilerler sağlığımız bozulur doktor ararız en iyisinden, bizi eski güzel günlerimize kavuşturması için. Hayatımızın en güzel şeyi çocuğumuz için gelecek ararız sonra. Ona bir eş ararız…
Çocukken canımız sıkılır bir arkadaş ararız, yaşımız ilerledikçe hayatın yükü ağırlaşmaya başlar; bir dost ararız paylaşmak için. Sokaklara çıkar kendimize bir esvap ararız. Gözlerimizi boşluğa çevirir bir tatil günü açık dükkan ararız. İçimizdeki boşluk asla dolmaz asla bulamayız aradığımızı, günler gelir geçer ve biz o günlerde, bir anlam ararız. Evde sürekli bir şeyler kaybeder tüm gün o kaybettiklerimizi ararız. Eski dostlarımızla bir araya geliriz ve o güzel günlerimizi ve dostlarımızın yüzünde mutluluğumuzun huzurumuzun son kırıntılarını, uçsuz bucaksız zamanın bize vereceği yeni hediyeleri ararız.
Kimsesiz kalabilme ihtimaline karşı bir güven ararız .
Sonra yavaş yavaş aradığımız şeyleri bulmaya başlarız. Bir sevgili, bir iş, bir eş, bir ev, mahalle ve dostlar… ancak bunların yanında ve bir şekilde sezdiğimiz bir bilgi vardır; aradığımız hem bu dünyada hem değildir. Seba melikesi Belkısın Hz.Süleymana söylediği sözün gizemi gibidir bu:Sanki O!
Biz buldukça o kaçar o kaçtıkça biz bulur tekrar yerine koyarız. Bizimle oyun oynayan yaramaz bir çocuk gibidir o. Artık bizimle ete kemiğe bürünmüş bir suret gibi, sanki bir oyun masasının diğer tarafındaymış ve hamlelerimize kahkahalarla güllüyormuş gibi, binbir kurnazlıkla bir oyun oynar. Hep peşinden koşturan nazlı bir dilberdir artık o; bize kan kusturup sonra bir gülümseme ve bir göz kırpışıyla gönlümüzü alır.
Kimse tam anlamıyla yakalayıp bulamaz onu. Bir bilim adamı onu anlayamaz çünkü hergün tekrar etmesine karşın hep farklı şekillerde ortaya çıkar, bir asker anlayamaz onu emir ve yasaklarına karşın hiç bir zaman disiplin altına girmez, aradığımız bizimle asla uyuşmaz.
Ne zaman ki aramaktan vazgeçeriz işte o, zamanın durmaya başladığı bir andır bizim için. Keskin kenarlı bir bıçak gibi bizi hayatın içinden yavaş yavaş söküp almaya başlar. Bu eğer gençseniz doktorların depresyona girmiş diye tarif ettiği kopkoyu bir karanlığın habercisidir. Yeniden merak etmek zaman alır, anlamlar bulanıklaşır ve sizinle birlikte etrafınıza bir karanlık dokunur.
Arayışların bitmediği bir dünya ve sihirli değneklerinizin hep yakınınızda olduğu günlere geri dönmeniz uzun sürer ve artık anlarsınız ki yaşam sisler içinde bir hayaldir.
Bu döneme ulaşmanız kimbilir ne kadar zaman alır ama yaşı olgunluğa eren insanların yüzleri size bu sırrı fısıldar durur: Aradığınız şey hiçbir yerdedir.




















