Geçtiğimiz günlerde bir röportajda bana neden yazıyorsunuz diye bir soru yöneltildi. Bir yazara neden? nasıl? nerede? gibi sorular sorulduğunda kulak kabartırım ama bana sorulması pek hoşuma gitmedi. Bu tür sorular mahremidir bir yazarın, kimse bilmesin ister bir yazar nerede yazıldığını filanca romanının. Aziz Nesine bu türden bir soru sorulduğunda ince ince dalga geçmişti hatırlıyorum. Fakat genede üzerinde düşünmeye değer bir soru olduğunu anlıyorum, insanlar sevdikleri metinlerin nerede yazıldığını bilmek isteyebilir. Sevdiği artistin kiminle sevgili olduğunu bilmeyi istemekten farksız bir konu bu.
Ölmüş bir yazarın veya bir film artistinin evini müzeye çevirirler bazen. Geçtiğimiz günlerde merhum Kemal Sunal için oluşturulan müzeyi gezdim. Onun zevklerini görmek sanki Kemal Sunalın rollerine nasıl bir ruh haliyle hazırlandığını anlamak gibiydi. Büyük bir yazarın evini gezmek de aynı ruh haline büründürür beni. Bu kalemle yazmış işte bu manzaradan ilham almış, bu karakterde bu masanın izi var…
Roman yazmak veya öykü yazmak bir hayalin gerçeğe dönüşmesi gibidir; bir mutfağı bir matematiği ve bir ruhu vardır, bunların yanında bir felsefesi ve duygusu vardır. Bunları okurken hissetmezsiniz ama tıpkı lezzetli bir yemek yerken içindeki sevgiyi anlamak gibi, içine katılan malzemelerin kalitesini fark etmek gibi, masadan mutlu bir şekilde kalktığınızda duyduğunuz huzur gibi kitabı bıraktığınızda aldığınız derin nefeste yazarın ustalığını anlarsınız. Kimi büyük yazarlar sizi bir ilkbahar havasının serin ama çicek kokulu rüzgarları gibi çarpar. Bunun matematiğini çözebilen var mıdır?
Bazı kitaplar o kadar büyük zahmetle yazılırlar ki artık onun üzerinde ne düşünmeye ne de eleştiri yapmaya gerek duyulur. Mesela İnce Memed onlardan biridir. yirmi seneyi aşan bir yazım süreci sabır özveri… böylesi bir süreci geçen bir yazara neden yazdığını sorduğunuz zaman yazar ne hisseder sizce?
Üstelik oldukça tehlikeli bir eylemdir yazmak. Yazdıklarınızı beğenmeyen birileri mutlaka olacaktır. Hatta bunlar arasında size bu işin nasıl yapılacağını göstermek isteyen akıl hocaları da çıkacaktır. Veya tehlikeli hayranlar onları görmezden gelmenizden hiç hoşlanmayacaktır. Sizin söylediklerinizden yazdıklarınızdan hoşlanmayan kişiler size neler hissettirir? Stephen King bir romanında bunun ileri aşamalarında neler olabileceğini yazmıştı bu kitabın filmi de çekildi daha sonra.
Neden yazdığım sorusunun cevabı nedir? Belki ben herkese tepeden bakan ve Dostoyevski ye bile yaptığın iş yanlış bak ben yapayımda gör doğrusunu diyen bir çok bilmişim veya kimseyi beğenmeyen ve herşeyin en güzelini ben yaparım diyen biriyim. Bu yüzden Sartre’a işini öğretmek isteyen ve Camus’la ince ince dalga geçen bir insanım. Yazılması gereken herşey yazıldı artık sadece tekrar edeceğiz diyen eski zaman insanlarına inat her gün yazmak düşünmek yeni kelimeler üretmek yeni fikirler vermek insanlara olsa olsa bir tür narsizmdir. Yoksa kim Sheakspear den daha akıllı olabilir ki?
Ama genede bir umut olsun insan için yeter. dağları yerinden oynatıp denizleri yarar ve hüzünlü geçen günlerin ardından bir ağaç altında hayaller kurar. Bu hayallerinde bir kral olmuştur belki yada zengin bir mucit. O zaman herkes değerini anlayacak ve onu her gören insan önünde saygyla eğilip ona sevgilerini sunacaktır. Bu hayallere dalan kişi hiç umut olmasada yaşadığı günün sonunda huzurlu bir uyku uyuyacak ve mutlu olacaktır. Sonuçta herkes mutlu olmak için yaşamaz mı?




















