EDEBİYATTA KADIN
Edebiyatın kadını işlemesini konu alan bir makale oldukça uzun sürerdi çünkü aslında bu konu üniversitelerde tez konusu olabilecek kadar kapsamlıdır. Ancak burada bir iki yönüyle inceleyebileceğimi düşünüyorum. Kadınlar erkekler gibi kas kuvvetine sahip olmadıkları için toplumda uzun bir zaman ikinci planda kalmışlardır elbette erkek egemen toplumu kast ediyorum. Ancak zamanla bu durum yavaş yavaş değişmiş ve kadın büyük mücadeleler sonunda bir takım haklara sahip olmuştur. Günümüz toplumuna bakarak geçmişi değerlendiremeyişimizin sebebi de sanki kadınlar hep şu anki haklarına sahiplermiş gibi bir düşünce hatasından kaynaklanıyor. Halbuki bundan sadece yüz yıl önce kadının seçme ve seçilme hakkı bile yoktu.
Edebi metinler içinde de kadına bu açıdan yaklaşmamız gerekiyor. bundan iki yüz sene önceki bir kitabı incelerken günümüz koşullarında değil o zamanın şartlarını göz önüne almalıyız. Kadınların o zamanki hayatlarına bakarak değerlendirdiğimiz zaman ise dönemin klasik kitapları aslında oldukça yüksek bir hayal ürününü ve eğer kurmaca değilse bile oldukça güçlü karakterleri önümüze çıkarıyor. Her dönem yaşanabilecek belli olaylar klasik kitaplarda yer bulurken karakterlerin yapıları ve kişillikleri oldukça orjinal.
Madame Bovary, Jane Eyre, Anne Karennina ilk akla gelen kadın karakterlerden… bunlar özel olarak kitaba ismini veren kadınlar. Adını anamayacağım bir çok kadın karakter de kitapların satırlarından bize gülümser. Bazısı ünlü bir kontun metresidir, bazısı bir çok erkeğin sevgilisidir, kimisi sevmediği bir evliliği devam ettirmek zorundadır. Erkeklerin acımasız ve hoyrat istekleriyle başa çıkmak zorunda iken kimisi yaşadığı fırtınalı aşklara dayanıp hayatlarını yola koymak için savaşır. Bir kısmı ise hayatın acımasız şartları karşısında daha fazla direnemez ve ölür.
Türk edebiyatında da kadınlar karşımıza çıkar. Bizim kadınlarımız ise milli mücadelede Atatürk ün yanında cepheye yardım ederler, uygarlık yolunda savaşırlar ve öğretmen olurlar, sonra da kimsenin bilmediği bir köyde uygarlığın ateşini yakarlar.
Kadınların arasında oldukça ilginç karakterler vardır. Bunlar genelde her erkeğin isteyebileceği kadar güzeldirler oldukça eğlencelidirler ve son derece zekidirler. Bazen hayat oyunlar oynar; hiç olmayacak birine aşık oluverirler ve sonrası ise büyük bir trajedi olur. İnsan düşünmeden edemez roman bitince, o kadar erkek arasında gidip kendisini öldürtecek bu adama neden aşık olur bir kadın diye. Ama hayatta böyledir işte.
Edebiyattaki kadını kadın karakterler üzerinden incelemek çok uzun ve zorludur. Çünkü okunan her romanda anlatılan kadın hep aynı kadın olmasına rağmen karakteri sürekli değişiklik gösterek farklı farklı kişiliklere bürünür. Bir Çalıkuşunun Feridesi ile JANE EYRE nasıl kıyaslanır ki? Fakat sonuçta ortaya hep yüksek insani özelliklerde bir kişilik çıkar ve hepimiz ona aşık oluruz.
Kadınların edebi hayatta ki yeri elbette sadece roman ile sınırlı değildir. Şiirler hep kadınları anlatmaz mı? Efsaneler? Kıssalar… Leyla ile Mecnunun Leylasını Madame Bovaryden ayırabilir misiniz? Söylemek istediğim şey edebiyattan kadını çıkartırsanız geriye sadece boş sözler ve boş bir hayat hikayesi kalır. Bu da hiç ilgi çekici değildir.




















