Bir kitap var aklımda uzun zamandır yazmayı planlıyorum. O kadar uzun zaman oldu ki fikri aklıma düşeli sanki bir ömür geçti üzerinden. Tüm gençliğimi sanki onu tasarlayarak geçirdim, geceler boyu hep onu düşündüm hep onu yazdım içimde. Aldığım bütün notlarda hep o yazacağım kitabın izleri vardı ve her gördüğüm kitapta onu anımsadım. İşte bu kitap hayatımın içinden gelecek ve beni tam olarak yansıtıp herkesi de bana hayran bıraktıracaktı. Yazdıklarımın içinde binbir anlam olacak kimse anlayamayacaktı esas anlamını. Ne kadar büyülü söz varsa hepsini içine koyup evrenin merkezine, tam da içine bırakacaktım bir büyük bomba gibi. Sanki bir patlama olup yepyeni evrenler oluşacaktı kitabımın içinden…
Bir zaman sonra, kendimde gördüğüm onlarca değişimin yanında içimde kopan, kırılan dallar oldu. Sonra bu dalların yerine yeni dallar birikmeye başladı. Büyüyen ağaç biraz daha derine kök saldı gövdesi gökyüzüne yaklaşırken. Dallarına kuşlar kondu ve ağacıma şarkılar söyleyip öyküler anlattılar. Mutluyduk ikimizde, altında çocuklar oynarken bende durup yazacağım kitabın içindeki mutlu çocukları düşünüyordum. Mutlu çocuklar mutsuz çocuklar, korkan çocuklar, gülen çocuklar, ağlayan çocuklar, meraklı çocuklar ve hepsi de kitabımın karakteri olacak olan yetişkin çocuklar. Sonra çocuklar büyürken yeni çocuklar geldiler ağacımın altına, ben bir öğretmen gibi onlarla da mutlu oldum. Her gelen çocuğun içinde bir kitap gizliydi ve ben süze süze onların içinde bir gizemli şehir keşfettim.
Şehir vardı elimde artık. Ancak kitabım hep daha fazlasını istiyordu benden. Sahil şehri, kalabalık şehirler, yol kenarı kasabaları yada koskocaman gökdelenlerle dolu boş şehirler. Zaman zaman yolculuklar yapar bu şehirlerin en güzel hallerini kitabımın içine not alır güneşin kattığı değişik lezzetleri bu şehirlere atfederdim. Kitabım bunlara bir öğretmen edasıyla bakar sonra bana; bundan daha iyisini yapabilirsin heralde derdi. Benden asla memnun olmaz yazdıklarımı düşündüklerimi hep eleştirir sanki; beni bu halimle yazarsan asla ben olamam asla hayatımı sürdüremem kimsenin yüzüne bakamam derdi. Ben de hep daha fazlasını arayıp daha derin yerlere iner, bir kartal gibi vadiyi tarayıp bir yılan gibi yerin içine girerdim.
Ne kadar geçti bu halde hiç bilmiyorum ama o yazmak istediğim kitabın içindeki karakterler zamanla karşıma çıkmaya başladılar. Bir kafede sinirli bir kadın görüyor, bir bankta yaşlı bir amcayla göz göze geliyor, elinde çiceklerle bekleyen bir adama bakıyor ve tuttuğu buketteki güllerin kokusunu duyuyordum kitabımın içinde. Usulca yaklaşan kedi kendini yaşlı teyzeye sevdirirken ben hep yazamadığım öykümün benden daha iyi yazıldığını anlamaya başlıyordum.
Bir başka kalem bir başka dünyada sanki benim için yazıyordu her cümleyi, her anlam kendiliğinden şekillenirken gözlerimde,ben bir acibe gibi görüyordum hepsini. Kimse bilmesede aklımda olan cümleler şekillenip ete kemiğe bürünüyordu. Ama kalem kimin elindeydi? Kalem neredeydi?




















